Biz kadınlar tek başımıza dünyayı sırtlarız

Nesrin Türedi, 1980’li yıllardaki siyasi çatışmalar yüzünden üniversiteye gidemese de resim tutkusunun peşini bırakmadı. Tutkusunu, Türkiye’de bir eşyadan fazla anlam taşıyan halıyla birleştirdi. Bu azmi, onu Halı Oscar’ı olarak adlandırılan Americas Magnificent Carpets’ta İpek Halı kategorisinde ödül almaya kadar götürdü. Türedi, 2017’den beri ipek halı tasarımcısı olarak Bursa’daki Umurbey İpek Üretim ve Tasarım Merkezi’nde çalışmalarına devam ediyor. ‘Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı’ olmaya hak kazanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sanatçı listesine giren Nesrin Hanım’ı Kültürel Miras sayfamızda ağırladık. Hoş geldiniz Nesrin Hanım. Biraz eskiye gidelim; Nesrin Türedi’nin hikâyesi nerede, ne zaman başladı? Nasıl bir çocukluk geçirdi? 

Merhaba. Benim hikâyem İstanbul Fatih’te başladı. 1960 yılında hizmete açılan İstanbul Hastanesi’nde 29 Mart 1961 tarihinde dünyaya gelmişim. Annem ve babası İstanbul’da doğmuş. Kökleri Selanik’e uzanıyor. Annem, “Atatürk’ün memleketindenim” derdi hep gururla, soranlara. Anneannem Çerkez. Babam Romanya Köstence doğumlu. Kökleri Kırım’da, Kırım Tatar’ı. Ata yurdum Kırım yıllardır Rus mezalimi altında. Tatar olmaktan her zaman gurur duydum.
Dört çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak her zaman el üstünde tutuldum. İskenderpaşa İlkokulu’ndan sonra ortaokul ve liseyi Sultan Selim Kız Enstitüsü’nde okudum. Branşım resimdi. Çocukluğum, tam da şimdilerde hani hep nostalji denir ya, işte o tatta her şeyi yaşayarak geçti. 1960’lar, 70’ler, 80’ler… Yaz akşamlarında gidilen yazlık sinemalar, kışın kapalı sinemalarda 11 matinesi, Alaska Frigo’nun orijinali, odun sobasında kızaran ekmekler, kuzineli sobanın fırınında babamın yaptığı balıklar… O yıllarda Malta Çarşısı muhteşem bir yerdi. Sonra adını unuttuğumuz kalkanlar, lüferler… Plaklar, kasetler, çizgi romanlar; hâlâ o yıllardan günümüze geniş bir koleksiyonum mevcuttur. Babamla sık sık gittiğim Eminönü, Tahtakale… Bayramlar… Kalabalık bir sülaleye sahiptik. Bayram sabahları evdeki tatlı telaşları hiç unutamam. GÜNLÜKTEN adı altında bir kitap hazırlığındayım, zaman zaman bu konulara da değiniyorum.

Kitabınızın çıkmasını merakla bekliyoruz. Peki resim yapma tutkusu bu hikâyenin neresinde girdi hayatınıza?
Lise 1’inci sınıfta. Branş seçmem gerekiyordu. Babam ısrarla giyim yani dikişi seçmemi istiyordu. Bense resim yapmak istiyordum. Resimi seçtim ve o günden sonra benim için her şey çok değişti. Hocamızla haftada bir gün mutlaka Taksim’e gider, sergileri gezerdik. Ressamlarla sohbet ederdik. Bir ressam, “Resim yaparken bir de para kazanacağınız bir mesleğiniz olsun” demişti, hiç unutmadım bu lafı. Güzel Sanatlar Akademisi’ne gitme hayalim ise 1977-1978 dönemi siyasi olayları yüzünden maalesef ailem tarafından engellendi. Üstelik tam da o yıl sadece yetenek sınavıyla girebilecekken…

Siz yine de vazgeçmediniz ve bu tutkunuzu halılarla buluşturarak hem ressamın dediğini hem de hayalinizi gerçekleştirdiniz. Bu yolculuk nasıl şekillendi?
Bu tutkuyu halılarla buluşturma yolculuğum, 1980’de Hürriyet Gazetesi’nde gördüğüm ilan neticesinde Beyazıt’ta görüşmeye gittiğim bir halı firmasında başladı. Duruder Halıcılık bu meslekteki ilk durağım ve bir nevi okulumdur. Görüşmeye gittiğim gün elime göbekli bir ipek halı fotoğrafı verdiler. Fotoğrafın ebadı elim kadardı. “Bunu çizersen seni işe alırız” dediler. Eve dönerken lup ve eskiz kağıdı aldım. Bir hafta sonra deseni çizip götürdüm ve işe alındım. Bir ipek halı nasıl oluşturulur, nasıl boyutlandırılır, nasıl çizilir, nasıl karelenir, nasıl boyanır? Bunların her aşamasından adım adım geçtim. 1989’a kadar Beyazıt’taki Duruder Halı’da devam ettim. Sonra Nuruosmaniye’deki Özipek Halı’ya geçtim ve orada da 2017 yılına kadar çalıştım. 2017’den beri de Bursa’da, Umurbey İpek Üretim ve Tasarım Merkezi’nde çalışmalarıma devam ediyorum. 1980’den 2002’ye kadar elde tasarım yaptım. Metre metre kağıtlara çizip ışıklı masada kareledim. Ozalitten çıkardığımız desenleri ipek renklerinde hazırladığımız guaj boyalarla, samur fırçalarla boyardım. O yıllarda en çok emek verdiğim bölüm, eskiz yani desenin ilk çıkşı oldu. Çizimler hayli zaman alıyordu. Bir kalemin ucuna uzunca bir ip bağlar, ipin ucunu arkadaşıma tutturup dev göbek çizgileri çizerdim. O yıllarda desenler çok emekle oluşurdu. Büyük aynalarla yerde desenlerin tamamını görerek yorumlar, renk dağılımına bakar, desenleri kontrol ederdik. Düzelmesi gereken yerler, başka kağıtlara yeniden yapılırdı.

Halı, Türkiye kültüründe ayrı bir yer tutar. Sadece ev eşyası olarak görülmez. İçinde barındırdığı görseller hikâyeler anlatır, kültürleri taşır. Bu anlamıyla siz bir halıya bakınca neler görüyorsunuz?

Halı, evet evlerimizde her zaman önemli bir detay olmuştur. Çocukluk yıllarımda evimizde Isparta halıları vardı; bol gül desenli, yün halılar. Mesela her yöreye özgü el dokuma yün halıların hep bir hikâyesi var. İpek halıların da hikâyeleri mevcut tabii. Mesela, çok eski Türk motifleriyle yapılmıştır. Pazirik desenleri deriz. Dini temalı, yabancı turistlere hitap eden çalışmalar var örneğin. Sonra hayat ağacı deseni, hayatın özeti gibidir. Yığınla örnek verilebilir. Benim alanım olan ipek halı ise başlı başına bir sanat olmalı. Ben bir halıya baktığımda öncelikle rengine ve desenine dikkat ederim. İpek halı emek ister. Gerektiği gibi emek verilmiş mi; desenlerin çizimi, dalların, rumilerin kıvrımları, çiçeklerin, hatayilerin düzgünlüğü?.. Bir yöreye mi ait? Mesela, İran halıları çok renklidir. Ana renkleri kırmızı, lacivert, kremse hemen Tebriz gelir aklıma. Bu ve bunun gibi birçok detay, bir halının mihenk taşlarıdır. 

Yaptığınız tasarımlar, insanların yaşamına dokunuyor, yuvalarına giriyor. Bu size ne hissettiriyor?

Yaptığım tasarımlar, her şeyden önce dokunup ortaya çıktığında inanılmaz mutlu oluyorum. Uzun çalışma süreçlerinden sonra bir deseniniz tezgâhlara gidip de dokuyan arkadaşların ilmek ilmek emeğiyle birleşince mutluluk tarif edilmez oluyor. Yer halısı olduğunda bir ipek halı, üzülüyorsunuz biraz. Zira orada ciddi bir emek yatıyor. Basmasınlar istiyorsunuz insanlar. Kıyamıyorsunuz.

 

Tasarımlarınız için nerelerden besleniyorsunuz, ilham alıyorsunuz?

İlk yıllarımda İran halılarından çok feyz aldık ve yaptık diyebilirim. Tebriz, İsfahan, Kum modelleri. Sonrasında geleneksel Türk sanat çizgileri, tezhipte kullanılan tüm motifler ve fazlası, kıvrak zarif çizgiler; ipek halı için biçilmiş kaftandır. Türk mimarisindeki her detay; camiler, saraylar, bilhassa Topkapı Sarayı, Çırağan… Ülkemizin her yanı eşsiz tasarımlarla dolu. Şimdilerde Bursa’daki Yeşil Türbe, Muradiye Külliyesi’ne yoğunlaştık. Ve elbetteki hayalleriniz, tüm bunlar için bir tasarım gücü. Örneğin gördüğünüz her şey size ilham verebilir. Bir duvardaki girinti ve çıkıntılar, yerdeki yaprak, gökyüzü… Yeter ki görün. Gördüğünüzü yorumlayabilin. Hayallerinizi katın.

Bir halıyı tasarımından yapımına tamamlamak nasıl bir yolculuk, emek gerektiriyor? Ne kadar zamanda tamamlanıyor?

Bir ipek halının tasarımı, öncelikle ebadınıza ve ne yapacağınıza bağlı olarak gelişiyor. Büyük bir halı ise çalıştığınız; çizimi, kareleme ve boyama aşamaları en az altı ayınızı alır. Desenin yoğunluğuna göre bu süre uzayabilir. Ben her çalışmamda birçok taslak oluştururum. Hepsinde farklı kompozisyonlar dener, içime en çok sinen, en çok beğendiğim taslak üzerinde oynarım. Gün gelir renklerini oturturken bunu yine yaparım. Taa ki önce kendim beğenene kadar. Zaten yaptığınız her ne olursa olsun, önce kendiniz sevmelisiniz. Çünkü sonrasında onun savunucusu siz olacaksınız.

 

Teknoloji tüm dünyayı değiştirdi. Bu anlamda sizin işiniz bundan ne kadar payını aldı, nasıl bir değişim gözlüyorsunuz? Bu değişime ayak uydurmak zor oldu mu?

Teknolojinin nimetleri elbetteki çok fazla. Ben 1980’den 2002’ye kadar tasarımlarımı elde yapıyordum. 2002’de bilgisayarda halı tasarım programını öğrenerek, tasarımlarımı yapmaya başladım. Bu değişime ayak uydurmkta zorlanmadım. Hatta ilk tasarımımda iddialı bir pano yaparak kendimi zorladım programı öğrenmek adına. Bu program pek çok kolaylık getirdi. Dakikalar içinde pek çok renk denemesi yapabiliyorum. Eskiden günlerce tek bir zemin rengi üzerinde uğraşırdık, keza desen çiziminde de, şimdi sadece ilk an tasarımı oturturken belli bir süreci bilgisayarda da harcıyorsunuz.

İpek halı detay ister, güzel  çizim ister, emek ister. Bunları bilgisayar sunmuyor tabii ki. Mesela, makine halılarında tasarımlar ipek halıdaki gibi değil. Onlarda dokuma teknolojisi daha çok devrede. Bizimki elde dokunan, ilmek ilmek işlenen bir hikâye. Ben hâlâ elde çizimlerime devam ediyorum. Programı kullanırken mause yerine Wacom çizim tableti ve kalemi kullanıyorum. Normal kağıda çizer gibi bir rahatlık sağlıyor bana ekranda. Tüm bunlar sizin yeteneğinizle birleşince sonuç güzel oluyor. Bunların yanı sıra bir grafik tasarım kursuna kayıt olup photoshop Cs6, indesign, illüstratör eğitimi aldım. Ama bunlar çok işime yaramadı açıkçası, ipek halı tasarımı yaparken Nedgraphics bana yetti. Bir de Özipek’in ofisindeyken İran kökenli Booria kullanmayı öğrendim. Kısacası teknoloji doğru kullanıldığında harika bir şey. Eskiden desenleri çoğaltmak için, çoğaltmacı tabir edilen bir ekip vardı. Teknoloji de bunun karşılığı, baskı. Bilgisayarım sayesinde istediğim adette, büyük desenleri plotterden, küçükleri normal renkli yazıcıdan basabiliyorum.  

Elde boyarken günlerce guaj boya hazırlardık ipek renklerinin tonlarına göre. Kovalarda karışımlar yapar, küçük cam şişelerde herkese verirdik. Teknolojiyle bu da bitti. Aslında o günler de güzeldi. Gerçek emek vardı. Şimdilerde her şey daha kolay olsa da fırçayla boyamanın keyfini bir şeye değişmem.

Çalıştığınız firma adına, 2013’te America’s Magnificent Carpet Awards adlı yarışmaya çiziminizle katılıp Altıntarım isimli deseninizle ödül kazandınız. Bu ödülün sizin için anlamı nedir?

Desenim Altıntarım’ı ilk tamamladığımda yıl 2011’di. 2003×2459 ebadında bir desen. Bu çalışmamın en büyük özelliği beş renkten oluşması. İpek halılarda çok renk kullanılır, en az 35-40 renk. Ben bu çalışmamda bir ilki denedim. Rahmetli patronum Mustafa Çınar (Özipek Halı) itiraz etti. Lacivert ve dört alt tonuyla çalışmıştım. “Bu renkler gözükmez” diyordu. Ben direndim. Halı dokundu, geldi. Herkes hayran kaldı. “Bunu ABD’deki yarışmaya gönderin” dediler. Gönderdik. Ödül alamadık. Sebebi ise Amerikan ölçülerine uymamıştı. “Bunun ölçüsünü büyütün, tekrar katılın, kesin kazanırsınız” dediler. Ebadı büyütürken desenimi tekrar çizdim. 2441×3049 ölçüsünde başka bir form oluşturdum. Bu kez renklerini siyah ve 4 alt ton griyle çalıştım. Halı geceli gündüzlü dokundu, bir yıl içinde tamamlandı. Yarışmaya gönderdik. Yıl 2013. Americas Magnificent Carpets’ta İpek Halı kategorisinde Halı Oscarı’nı kazandık. Muhteşem bir duygu. Meslek hayatımın 33’üncü yılında gelen bu ödül, benim gurur kaynağım oldu. Ödüllü halı olarak daha sonra her ebadını ve rengini yaptık Özipek Halı olarak. Talep çok fazla oldu.

Halıcılık atölyeleri, kursları kadınlara bir meslek edindiriyor. Buralar birçok kadın için üretime katılabilmenin yolu da aynı zamanda. Bu kadınlara daha fazla imkân verilmesi için ne yapılması gerekiyor?

Halıcılık atölyeleri, bilhassa ipek halı atölyeleri 1980’li yıllarda ülkemizde çok fazlaydı. Benim çalıştığım iki firmanın da Hereke’de fabrikaları vardı. Onun dışında çevre illerdeki köylere atölyeler açıp iş gücü sağlıyorlardı. Diyarbakır, Kayseri, Konya’da atölyelerimiz mevcuttu. Zaman içerisinde bu atölyeler azaldı. Bunun sebebi ise yurtdışı imalata geçişti. Çin ve Özbekistan’da kurulan fabrikalar, ülkemizdeki imalatı sekteye uğrattı. Şimdi yün halı ve kilim dokumacılığı atölyelerde bir tık önde bence. İpek halı ise maliyeti yüksek bir ürün. Kalitesi arttıkça dokuması zorlaşan ve ciddi emek harcanan bir alan. Hal böyle olunca, dokuyan kadın emeğinin karşılığını alamayınca dokumak istemiyor. Kadınlarımız bu işe gönüllü olsa dahi para kazanamayınca istemiyorlar. Bence ekonomik olarak destek şart. Özel şirketler, elemanlarına günde yaptıkları sıra mukabilinde belirledikleri fiyat üzerinden ödeme yapıyor. Bu sıra fiyatı, dokunan halının kalitesine göre belirleniyor. Dileğim, bu fiyatların artırılması. Dokuma, hele ki ipek halı dokumak zor. Yoğun ve karışık desenlerde bana ve arkadaşlarıma hayli laf söyledikleri vakidir. Haklarını ödeyemem.

Bu kadınlara ne önerirsiniz?

Yıllarca tek başına ayaklarının üzerinde durmuş bir kadın olarak, kadınlara sözüm; azmetmeleri, hiçbir zorluktan yılmamaları, başaracaklarına inanmaları, kendilerine güvenmeleri… Biz kadınlar, tek başımıza dünyayı sırtlarız. Sadece cesur olmak yeter.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nce başlatılan ‘Bursa İpeği Hayat Buluyor’ projesi kapsamında, 2017’de İstanbul’daki hayatınızı bırakıp bilmediğiniz bir kente taşındınız. Neden bunu göze aldınız? Neden  önemli bu proje?

İstanbul’da Özipek Halı’da çalışırken patronumuz Mustafa Çınar’ın 2015’te ani vefatından sonra Nuruosmaniye’deki tasarım ofisini bir yıl daha devam ettirdik. 2017 Mart’ında ofisi kapattığımız gün Bursa Büyükşehir Belediyesi’nden aradılar. Onlar, 2015 yılından itibaren aslında bekliyorlarmış beni aramak için. Görüşmeye çağırdılar Bursa’ya. Gittim. Projeyi anlattılar. “Tasarım aşamasında eksiğimiz” var dediler. Bursa ipeği ile meşhur. Lakin zaman içerisinde gerek dut bahçeleri, gerek koza imalatı ve dahası sekteye uğramış. Tekrar ele alıp canlandırmak için yola çıkmışlar, Umurbey İpek Üretim ve Tasarım Merkezi’ni kurmuşlar. Bursa ipeğini canlandırma projesi başlamış. Proje bu anlamda çok çok önemli. Dahil olup Bursa’nın değerlerini, halılara yansıtabilme düşüncesi beni heyecanlandırdı. Birkaç ay süren görüşmelerden sonra nihai kararımı verdim. Bu birkaç ay benim için niye zordu? Doğup büyüdüğüm şehir olan İstanbul’dan ilk kez ayrılacaktım. Çocukluğum, anılarım, ailem her şeyim orada. Gözümü kararttım ve ciddi bir adım attım. Tek başına bir kadın olarak, evimi taşıdım ve bir hafta sonra görevimin başındaydım. Güzel bir  tevafuktur. Özipek Halı’da 17 Temmuz 1989’da işe başlamıştım. Bursa’daki ilk mesaim de 17 Temmuz’da oldu. İlk desenim Şehzade Mustafa’yı anlatan bir çalışmaydı. Sonra Yeşil Türbe’den Yıldız koleksiyonu hazırladım. Çinilerini anlattım kendi yorumumu katarak. Muradiye Külliyesi’nden çok taslak hazırladım. Yapılacak çok şey var. Ömrüm yettiğince çizmeye devam edeceğim.

Halıcılık kültürel miraslarımızdan biri ancak sizce ne kadar önem veriliyor? Daha fazla sahip çıkılması için neler yapılmalı?

Her bölge üretimine göre bilinçlendirilmeli. Uşak mesela, el dokuması yün halılarıyla meşhur. Kayseri ve Hereke, ipek halıcılığıyla isim yapmış. Belediyeler atölyeler kurabilir. İşkur destek verebilir. Kadın koopereatifleri kurulabilir. Lakin bunlar hep sermaye gerektiren işler. Devlet, bu tür projeler için destek paketleri hazırlamalı bence. Ama tabii ki en önemli iş yine de özel sektördeki şirketlerin tekrar canlanıp, yeni projelerle atağa kalkabilmeleri. Ekonomik zorluklar tüm bunların önünde ciddi bir engel şu an maalesef. Bir de ülkemize gelen turist portföyü. 80’lerde, 90’larda ciddi gemi turisti gelirdi İstanbul’a. Hepsi paralıydı. İpek halılar, peynir ekmek gibi satılırdı. Bu turistler, yok denecek kadar az günümüzde. Turizm desteği de bu anlamda önemli. Üretilen satılacak ki yenileri imal edilebilsin. Kısacası, canlanmak için çok şeye ihtiyacımız var. Umarım o yıllardaki hareketliliğe dönebiliriz yeniden. 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER