Bilgiyi geleceğe taşıyor

Melike Hanım sohbetimize hoş geldiniz. Kadim sanatlarımızdan biri olan cilt sanatını sizinle konuşacağız. Ama ondan önce sizi tanımak isteriz.

Lisans eğitimim bugün yaptığım işlerden çok farklı branşlar, birçok yerde bahsi geçiyor. Bilinmeyen, daha güncel konulardan bahsetmek isterim. Geleneksel Sanatlar’a 2004 yılında ebru sanatı ile başladım ve 2008 yılında öğrenmeyi beklediğim cilt sanatı ve cilt sanatı denildiğinde ilk akla gelen isim Hocam İslam Seçen… Emin Barın vefatından sonra Barınhan faaliyetlerine ara veriyor, sonrasında aile bugün halen varlığını sürdüren Emin Barın Cilt ve Yazı Atölyesi’ni İslam Hocama tahsis ediyor, çoğunluğunu koleksiyonerlerin oluşturduğu yazma eserleri, levha, belge vb. restorasyonu için kullanılıyor. İslam Hocamın vefatının ardından Barın Ailesi ve bizler bu atölyeyi yaşatmaya devam ediyoruz. 2015 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Cilt Bölümü’nün kurulması ve İslam Seçen ile birlikte öğretim görevlisi olarak cilt derslerine başlamıştık. Halen cilt bölümünde görevime devam etmekteyim. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı katkılarıyla Hattat Hüseyin Kutlu projesi olan İstanbul Mushafı’nın 60 kişinin içinde bulunduğu el yazması eserin ve tıpkı baskılarının bile el yapımı kağıda basıldığı günümüzün en kapsamlı örneğinin cilt bölümünün içinde yer almanın heyecanı, yine yakın zamanda Süleyman Saim Tekcan Atnağme kitabının cildini yapmış olmanın bir mücellidin yaşadığı dönemde alanında duayen sanatçılarla çalışmasının gururunu yaşıyorum. 

Peki cilt sanatına merakınız nasıl doğdu, bu bir tesadüf müydü, merak mıydı, bilinçli bir tercih miydi? Sizi çeken şey ne oldu ve orada tutan şey nedir?

Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir, sizde var olan şeye doğru çekilir. Farkında olarak ya da olmayarak tercihlerinizi hep bu yöne doğru yaparsınız. Doğru zamanda doğru yerde olur ve tabii ki her zorluğa rağmen talep eder, vazgeçmezseniz başarı zaten kendiliğinden gelir. İslam Seçen ve cilt sanatı artık bütünleşmiş. Çünkü hayatını bu alana adayan başka bir kişi yok. Cilt sanatı kitap sanatlarını kapsayan, tamamlayan, hepsini bir arada görebileceğiniz yani kâğıdı, aheri, mürekkebi, yazıyı, tezhibi, minyatürü, ebruyu içinde barındıran dokunabileceğiniz, seyredebileceğiniz yegâne sanat. İlk çeken bu sanırım, sonrasında dünya üzerinde kullanabileceğiniz aklınıza gelebilecek ve neredeyse sonunun gelmeyeceği malzeme bilgisi, bunları öğrenmeye insanın ömrünün yetmeyeceği düşüncesi beni hâlâ ilk gün heyecanında tutan şey. 

Cilt sanatını konuşmaya tarihçesinden başlayalım isterseniz. İlk nerede çıktı, nasıl gelişti ve hangi dönemlerde zirveye ulaştı?

Bu çok kapsamlı bir konu ama kısaca değinmek gerekirse… Kaynaklara göre en eski cilt örnekleri 4’üncü yüzyıla ait papirüs üzerine yapılan kaplamalarla başlıyor. Sonrasında parşömenin, ilk örneklerin tek tek nüshalarının saklanması için kutu şeklinde tasarlanıp içine yerleştirilmiş örneklerine rastlıyoruz. Eski Türklerin tarihine ait çalışmalar, Karahoço kazılarında cilt parçaları ve deri üzerinde geometrik süslemelerde bulunuyor. İslam cilt sanatının Mısır’da 10-13’üncüyüzyılda başladığı, Anadolu’ya hâkim olan Selçuklular, sanatlı ciltler meydana getirmiş ve Anadolu Selçuklu cilt üslubu, Memlük, İlhanlı, Anadolu beylikleri ve Osmanlı’ya kadar devamı… Türk ve İslam ciltlerinin Osmanlı döneminde zirveye ulaştığını görmekteyiz. 

Cilt sanatına ilişkin üsluplardan ve bu üslupların özelliklerinden bahseder misiniz? Bir kapağa baktığımızda gördüklerimiz bize ne anlatıyor?

Cilt sanatı yapıldığı coğrafyaya göre üslup adları almaktadırlar, kullandıkları malzemeler, teknik özellikler, süsleme şekilleri ve tezyinatlarına göre farklılıklar gösterir. Bir kapağa baktığınızda onun yapıldığı dönemi tahmin edebiliyorsunuz. Örnek verecek olursak, Rumi motifi Memlük ve Selçuklu ciltlerinde rastladığımız ama yine de farklılıkların anlaşıldığı bir motiftir. Zencerek bize yine kullanıldığı dönemden bilgiler veren bir süsleme çeşididir. 

Türk ve sonrasında Türk-İslam geleneğindeki cilt sanatıyla Avrupa’daki cilt sanatı arasında ne gibi benzerlikler ve farklar var sizce?

En belirgin farklılık cilt yani kapak kısmı, içeriği yani metin kısmı ile şekillenir. Türk-İslam cildinde metin kısımları genelde Arapça, Osmanlıca ya da Farsça alfabe kullanılarak yazıldığı için sağdan sola yazılır ve bu yüzden kapak başlangıç kısmı sağdan açılır. Özellikle Mushaf’ta olmazsa olmaz bir parça vardır Sertap ve Miklep. Sol kapak ile miklebi birbirine bağlayan kısmın adı sertaptır. Miklep sol kapağa bağlı olduğundan bize yön gösterir. Kitap sağ kapaktan açılır. Avrupa ciltleri ise Latince harflerinden oluşur ve soldan sağa doğru yazılır. Dolayısıyla yine soldan sağa doğru açılır. En benzer özellik klasik cilt sanatında kullanılan köstek dediğiniz ve her ikisinde de metin kısmını kapakla bağlayan ve içerisinden destek sağlayan teknik bir özelliktir. Bir diğer farklılık Türk-İslam cildinde metin kısmı ile kapak ölçüleri birebirdir ama Avrupa cildinde taşma payı vardır. 

Farklılıklara örnekler verecek olursak, dikiş şiraze ve kapak ölçüleri aynı gibi görünse de tamamen teknik özellik farklılıkları vardır. Ve üzerindeki süsleme için kullanılan malzeme aynı olsa da uygulama aynı değildir. 

Türk-İslam cildi sırt kısmından birleşir ve mukavva kullanılmaz, sadece deriler birleşir. Bu yüzden sırt kısmında süsleme olmaz. Avrupa cildinde taşıyıcı genelde kapaklardır ve sırt kısımlarında mukavva bulunduğundan oldukça süslemelidir.

 Cilt sanatçısının mücellitlerden ve cilt restorasyonu yapanlardan farkı var mıdır? 

Arapça cilt, deri demek. Mücellit ismini araştırdığımızda, deri ile kaplayan manasına çıkarız. İlk verilen isimlerdendir. Eski zamanlarda el yazmaları ya da tek nüsha kitaplar zaten sanatsal yapılıyordu. Sanat eseri bir nüshanın cildi de sanatsal değerde oluyordu. Günümüzde artık cilt sanatçısı ismini daha çok kullanıyoruz. Klasik cilt sanatını devam ettiren nüshaya (metin kısmına) göre kapak tasarlayan ve süsleme yapan kişi eski dönemdeki mücellitle aynı işi yapıyor. Ama artık bunu zanaat olarak yapanlara ciltçi adını kullanıyoruz. 

Cilt restorasyonu tüm bunlardan ayrı değerlendirilmeli. En önemli bilgisinin kimya bilgisi olması, tüm cilt tekniklerini ve malzeme bilgilerini kapsamalıdır. Çünkü restorasyonda özgür olamaz, tasarım yapamaz, uyumsuz malzeme, ağır yapıştırıcılar ya da esere zarar verecek uygulamalar yapılamaz. Kullandığı malzemenin içeriğini ve sonuçları bilmeli, sadece eseri yaşatmak için gerekli olduğu kadar müdahalede bulunmalıdır. Restorasyon yapacağı eserin yaşaması için neye ihtiyaç duyduğunu daha ona dokunmadan öngörebilmelidir. 

Kurtarılması gereken bir kitabın ciltlenme aşamalarını anlatır mısınız?

Kitabın önceliği metin kısmıdır. Asıl olan (bilgi) yazıdır. Ama el yazması eserlerin kâğıdından derisine ve süslemesine kadar her şeyin bilgi verdiğini düşünürsek, tamamı bir bütündür. Kuru temizlik ya da sulu işlemler; kâğıdı, süslemeleri ve tabii ki cilt kısmı olmalıdır. Her biri ayrı ayrı önemli olup sıralaması söylediğim şekildedir. Sonrasında yine dikişi, sırt desteği (tülbent mermerşahi ipek) şirazesi, yan kâğıtları ve cilt kısmı olmalıdır. Kurtarılması gereken cildin teknik özellikleri ne ise yine o teknikte yapmak bilgiyi geleceğe taşımaktır. 

Sanayileşme ve teknolojinin etkisi cilt sanatında nasıl sonuçlara yol açtı? Teknolojideki gelişimin bu sanata pozitif etkileri de oldu mu?

Her dönemde en saygı duyulması gereken meslek hekimlik olmalıdır diye düşünüyorum. Çünkü insanın yaşamını uzatmak, tedavi ederek daha kaliteli yaşamasını sağlamak için elinden geleni yapıyorlar. Ve tüm bu hekimler asistan yetiştirirler tecrübelerini aktarmak için, bilgi birikimlerini süzüp en kestirme yoldan aktarmaya çalışırlar ki gelişelim. Kadim sanatların da gelişimi usta-çırak ilişkisine bağlıdır. İnsan ömrü, geçmişi bu kadar eskiye dayanan bir kültürü araştırmaya ya da öğrenmeye kalkışsa teknik ve malzeme bilgisinin hazırlanışı ve uygulama aşamasının, kitaplarda anlatıldığı kadarını denemelere başlasa ömrü bir bakmış ki bitmiş. Sanayileşme ve teknolojinin gelişimi bu aktarmanın sonucudur. Yoksa olduğumuz yerde sayar hep başa dönerdik. Ne kadar gelişirsek gelişelim bir şeyin doğuş kısmı ve klasikleşmiş tarafı yönümüzü bulmamızı sağlayacak ve korunacaktır. Çok ayrı dünyalar birbirinin içindeler ama asla karışmıyorlar gibi, tek nüsha olması onu sanat yapıyor ama her eve ulaşması mutluluk verici; teknoloji hayata hız kazandırırken, en güzel ve keyifli detayları yaşayamıyoruz. 

Türk cilt sanatı, geleneğinden kopma noktasına geldi mi? Nasıl yeniden ayağa kaldırıldı?

Geleneğinden kopma noktasını ben yaşamadım. Çünkü bu işi ustasından öğrendim. Geleneği taşıyanlardan öğrenen bir usta, size onu aktarıyor ve siz de bu sorumluluğu hissederek öğrendiğiniz geleneği başkasına aktarıyorsunuz. Sanatın hangi branşı olursa olsun, refah seviyesi onun zirvesini belirler. Benim bakış açımdan bu alanda tek olmak işin kısırlaşması ve yok olması anlamına geliyor, ne kadar çok olursak o kadar gelişir ve ayağa kalkarız. Talep edilmeyen yok olur. Üzerimize düşen daha çok kişiye bunu öğretmek ve bunu öğretmelerinin yolunu açmak olacaktır.

Yeni ciltler yapmanın yanı sıra yıpranmış veya yok olmak üzere olan bir cildi hayata döndürdüğünüzde neler hissediyorsunuz? Çünkü bir tarihi yeniden geleceğe taşıyorsunuz…

Hangi döneme ait olduğundan başlayarak ‘Acaba kaç neslin elinden geçmiştir?’ düşüncesini durduramıyorsunuz. Ve sizden sonra daha ne kadar devam edeceğini… İnsan kendisini çok uzun ömürlü zannediyor ama insan elinden çıkmış bu dünyayla uyumlu ve  doğru malzemeler ile üretilmiş eserler asırlara meydan okuyor. 

Cilt sanatı tarihine baktığımızda, bu sanatta öne çıkan kadın ya da kadınlar var mı? Kadınların bu sanata katkıları hangi düzeyde olmuş ya da olmuş mu?

Bildiğimiz kadarıyla eski dönemlerde bu işler sanattan çok meslekleri, o zamanlar kadınların sorumlulukları ya da yükümlülükleri çok farklı; daha düne kadar ebru sanatçıları da müzehhipler de neredeyse erkeklerin meslekleri olarak anılıyor.

İncelediğim örneklerden yola çıkarak simdûzi, zerdûzi (işlemeli cilt) örneklerini kadınların işlediğini düşünüyorum ve sonrasında cilt kapağı haline getirildiğini… Kaynağı olan bilgi değil sadece varsayım. Cilt sanatı diğer kadim sanatlara göre biraz daha ağır bir uğraş, büyük makineleri var, ıstampa ve mukavva makası gibi mutlaka atölye ortamında çalışmalısınız. Biraz ekip işi olmalı, her şeye tek bir kişinin yetişmesi imkânsız. Ama günümüzde bu mesleği tercih eden kadınların sayısı yükselişte, üniversitede bölümü tercih eden öğrencilerimin çoğunluğu kadınlar ve bu sevindirici bir değişim. 

Bu sanata ömrünü vakfeden İslam Seçen, bu sanata doyamadığını belirterek sanatın derinliğine vurgu yapmıştı. Siz ne düşünüyorsunuz bu sanatın derinliği konusunda?

İslam Seçen ömrünü cilt sanatına adamış bir duayen, onu tanımayan, iş yaparken izlemeyen biri bunu anlayamaz. Gösterdiği özen ve işinin ustalığı karşısında hayran kalıyorsunuz. Sayısını bilmediğimiz kadar eser görmüş ve elinden geçmiş birinin buna rağmen hiçbir fikri ve bilgisi olmayanlar karşısındaki öğretme sabrı tarif edilemez. Derinlik biraz da burada başlıyor. Ne kadar tekrara düşseniz de işinizi seviyorsanız bir sonrakini merak ederek daha ileri gitme isteğinde oluyorsunuz. Hocam aynı sonuca birçok farklı teknikle gidebilen bir üstattı. İslam Hocama göre her türlü malzemeden anlamak zorundasınız, bir kitabı eline aldığında önce kâğıdını inceler sonrasından kâğıdın aheri, mürekkebi, yazının çeşidi, hattatı, tezhibi, boyaları, altını, cetvelleri, sanatın incelikleri, dikişi, şirazesi, kullandığı deri çeşidi, nasıl tabakladığı, derinin tıraşı, kullandığı kalıpları, motifleri, süslemeleri ve teknik özellikleri ve daha sayamadığım bu iş için gerekli olan malzemeler… “Bunu eline alan kişilerin çoğu iki mukavva arasına alınmış kapak görür” derdi. 

Benim bu konuda düşüncelerim de farklı değil. Yazının icadından günümüze kadar medeniyetleri aşan bir zamandan bahsedersek ve daha sonrasına gidecek olan, dönemlerin birbiriyle olan bağları, değişim ve gelişim süreçleri, yenilik arayışları, var olma istekleri, yüzyılları aşan sanatları bir insanın ömrüne sığdırması imkânsız ve doyumsuz olmasına sebeptir. Ve bu yüzdendir ki usta-çırak ilişkisi kadim sanatların vazgeçilmezidir. Doğru talep edeni bulduğunuzda tüm birikiminizi ayrışmış ve olgunlaşmış olarak ona aktarma isteğinde oluyorsunuz ki sizin ömrünüzün yetmeyeceği bilgiyi ona aktarabilesiniz. 

“Devlet biraz destek olsa dünyayı sarsarız, mübalağa etmiyorum” diyor İslam Seçen. Sizce yeterince destek görüyor mu cilt sanatı?

İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş, doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış, İstanbul’un en güzel zamanlarını yaşamış, Süleymaniye Kütüphanesi’nden emekli olmuş, Mimar Sinan Üniversitesi’nden mezun olup sonrasında orada hoca olmuş. Gülbenkian Müzesi’nde en nadide İslam eserlerinin 32 yıl boyunca restorasyonunu yapmış ve yüzlerce öğrenci yetiştirmiş İslam Seçen bunu söylüyor ise vardır bir bildiği. Nicelikli değil nitelikli destek görürse ve elindeki hazinenin farkında olup doğru kullanmayı başarabilirsek; sanatı anlamaya ve doğru anlatmak konusunda destek görürsek, öğrenmeye hevesli yeni neslin yolunu açarsak sonuca ulaşabiliriz. Gerçekten bilen birilerine danışarak yol alsak bile bize en büyük destek olacaktır.

Cilt sanatına ilgi göstermek isteyenlere ya da bu konuda merakı olanlara mesajınızla sohbetimizi tamamlayalım…

Yazı olduğu müddetçe cilt ve cilt sanatı var olmaya devam edecektir. Hatta yazı olmasa bile eski eserler korunmaya ve nadide olmaya devam edecektir. Azınlık da olsa güzeli koruma ya da sahip olma isteği insanın doğasında var. Bunları korumak ve yaşamalarını devam ettirmek için yine cilt sanatını bilmeye ihtiyacımız olacağını düşünüyorum. İlgisi olanlar bir yolunu bulup ulaşmak istediklerine ulaşacaklardır. Müzelerdeki ya da kütüphanelerdeki gezilerini yaparken daha dikkatli bakarlarsa bambaşka şeyler göreceklerdir. Kitap, kütüphane hangi konuyla ilgilenirsek ilgilenelim evlerimizin bir köşesinde mevcuttur. Günümüzde en çok karşılaştığımız konu yadigâr kitaplar oluyor, manevi değer taşıyorlar ve yaşatmak istiyorlar. Muhafaza edilmesi konusunda kitaplarını sarıp sarmalamak ya da dolaplara hava almayacak şekilde kapatmak onları korumaktan çok yok olmasına sebep olur. Daha uzun süre yaşamalarını istiyorlarsa arada sayfalarını karıştırmak onları daha çok koruyacaktır.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER