Benim yakıtım duygularım

Duygularını yaşayan ve ifade eden insanların ‘abartmak’la ya da ‘fazla hassas olmak’la suçlandığı bir kültürde yaşıyoruz. Bırakın duyguları yaşamayı, maalesef kültürümüz, duyguların içine girdiği her durumu aşağılama eğiliminde. Kendimi bildim bileli çok duygusal olmakla, duygularıma kapılmakla yargılandım desem çok abartmış sayılamam aslında. Zaman zaman ailede, iş hayatımda, sosyal ortamda bu kalıplara sokulmaya çalışılsam da -ki hiçbir zaman kendim böyle bir şey istemedim- olmadı, olmuyor. Yaratamıyorum, üretemiyorum; ben, ‘ben’ olmaktan çıkıyorum. Kalbime dokunmayan, hissedemediğim, bana bir duygu vermeyen hiçbir şeyi yapmaktan zevk almıyorum. Ki bence özgün olmuyor, fark yaratmıyor zaten ortaya çıkan şey…

Ancak yıllar bana şunu öğretti ki, duygulara teslim olmak, duygulara kapılmak, savrulmak yerine onları tanıyabilir, yönetebilir ve onlardan güç alabilirim. O yüzden artık diyorum ki: Duygularım benim yakıtım. 

Duygu nedir, nasıl yakıta dönüştürülür? 

Duygunun kelime anlamı, “Duyularla algılama, duyumsama; bir olay kimse ya da nesnenin insanın iç dünyasında oluşturduğu, uyandırdığı yankı, etki, tepki, izlenim” olarak tanımlanmıştır. İnsan hayatı boyunca sevgi, aşk, öfke, korku, merhamet, şefkat, empati, kin, merak, sıkıntı, özlem, kızgınlık, coşkunluk gibi çok farklı duygular yaşayabilir. Psikolojide ise duygu düşünce ve davranışlarımızı etkileyen, kişide fiziksel ve psikolojik değişimlere neden olan karmaşık bir ruh hali biçiminde tanımlanır.

Duygularımız doğduğumuz andan itibaren gelişen, insanı insan yapan en doğal özelliklerdir. Geleneksel eğitim ve yetiştirilme biçimimiz neredeyse hiçbir zaman size duygularınızı nasıl yöneteceğinizi öğretmez. Bunun yerine yaşamamız gereken duyguların olduğuna dair bizi ikna ederler. Örneğin, ağlamak ya da korkmak hiçbir şeyi çözemez ve bu davranışların bastırılması gerekir derler. Ancak duygular kendiliğinden doğmaz ve kendiliğinden kaybolmaz. Duyguların var olmasının bir nedeni vardır. Dolayısıyla, onları iyi ya da kötü olarak sınıflandırmak bir hatadır. Hissettiklerimizi bastırmak, duygularımızı akıllıca yönetmek için doğru bir yöntem değildir. Duygularımızı boğmayı denemek sadece bu duyguların ifadesini erteler. Bastırılmış duygular bazen kötü bir şekilde ortaya çıkar. Bu nedenle onları bastırmak, yok saymak çok ciddi fiziksel ve ruhsal olumsuzluklara neden olacaktır. 

Bu noktada kendi tercih ettiğim yolu önerebilirim. Ben tüm duygularımın geçerli olduğunu, var olma ve ifade edilme hakkına sahip olduğunu kabul ediyorum. Bunun için kendimi de yargılamıyorum artık. Kızgın olabilirim, coşkulu olabilirim… Kendime hep şunu söylüyorum: “Ne hissettiğini kabul edersen, duygularını akıllıca yönetmek çok daha kolay olacaktır. Onları kabul etmemek kafa karışıklığı ve kaos yaratacaktır.”

Dışarıdan söylemesi kolay olan ancak yaşayan kişiyi bir kaosun içine sokan bu durumda sakin kalmanın, farkında olmanın ve gözlem yapmanın bana çok büyük katkısı oluyor. Doğru soruları sormak, o an içinde olduğum durumun yarattığı duyguları tanımamı ve uygun şekilde yönetmemi sağlıyor. Duygusal zekâ teorisinin mimarı olan Daniel Goleman, “Dikkat, duyguyu düzenler” diyor. Bu, hissettiklerimize odaklandığımızda, otomatik olarak hafiflemesi veya farklılaşması anlamına geliyor.

Duygularımız çok güçlüdür. Ruh halimizi, insanlarla nasıl etkileşime gireceğimizi, zorluklarla nasıl başa çıkacağımızı ve zamanımızı nasıl geçireceğimizi belirlerler. Fakat insan duygularının esiri değildir, onlar üzerinde kontrol sahibi olabilir. Bu da zihinsel ve ruhsal olarak daha güçlü ve dayanıklı olmamıza yardımcı olur. Duygusal zekâsı (EQ) yüksek olan insanların, duygularını algılama ve yönetmede daha başarılı olabildiğini söyleyebiliriz, fakat diğer tüm beceriler gibi duygularımızı yönetmek, biraz pratik ve özveriyle herkesin yapabileceği bir şeydir. 

Duygu çemberi

Duygu bilimci Prof. Dr. Lisa Barrett, duygusal sağlığımız için yapabileceğimiz en iyi şeylerden birinin duygularımızı isimlendirmekte ustalaşmak olduğunu söylüyor. Yani önce duyguyu doğru tanımlamamız gerekiyor. Bazı insanların duygularını diğerlerinden daha iyi yönetebilmesinin sebebi, duygusal ayrıntıları fark etmeleriyle ilgili. Bu noktada gözlemlemek, fark etmek ve tanımak için, doğru soruları sorabilmek için alıştırma yapmak gerekiyor aslında. The Gottman Institüte’den Dr. Gloria Willcox’un; 78 duyguyu tanımladığı ve bugün tüm dünyada kullanılan duygu çemberini kullanabilirsiniz. Duygu çemberi bir duygunun içindeyken onu tanımlamanız zorlaştığında, ortadaki temel duygulardan yola çıkarak (güçlü, huzurlu, neşeli, öfkeli, üzgün, korkmuş) daha detaylı bir şekilde ne hissettiğinizi görmenize yardım eder. Duyguları dinleyip anladığımızda ve söylemeye çalıştıklarıyla ilgili adım attığımızda beyin ve dolayısıyla beden rahatlar, daha iyi hissetmeye başlarız. İyi hissetmenin de ötesinde anlamlı bir adım atmanın verdiği tatmin bizi her anlamda genişletir, bir sonraki meydan okuma için güç toplamamızı sağlar. 

 “Hepimiz kendi havamızı yaratır, duygusal evrenimizde gökyüzünün rengini kendimiz belirleriz.” Fulton J. Sheen

 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER