Benim miladım çocuklardan öğrenmeye başladığım gündür

Hepimizin hayatında tüm taşları yerinden oynatacak bir ‘milat’ vardır. Yaşadıklarımızın ya da yaşayamadıklarımızın yarattığı travmalar; hayat rutinini değiştiren olaylar, durumlar; arka planda bilinçaltını tetikleyen ve/veya bilinçaltının tetiklendiği ve bizi konfor alanından çıkmaya zorlayan deneyimler… Hepsi kendi çapında etkilidir. Ancak bunların bazıları ya da sadece birisi bile insana milat yaşatır bana göre.

Benim miladım da çocuklardan öğrenmenin ne olduğunu keşfettiğim gün başladı. Bu sözü ilk Reiki hocam Pınar Susamcıoğlu’ndan duymuştum. Geçmişin yarattığı kaygılar, gelecek endişesini biz içinde olduğumuz ‘an’a sıkıştırdığımız için nefes almanın tadını, aşkın heyecanını, sevmenin iyileştirici gücünü; güneşin sıcağını, yağmurun serinletici etkisini; yediğimiz yemeğin tadını, izlediğimiz filmin heyecanını, okuduğumuz kitabın aslında ne anlattığını öyle güzel kaçırıyoruz ki… Çünkü o an zihin bir şekilde tetikleniyor, bir kelimeden, bir şarkıdan, bir kokudan; işte o an ya geçmişle kavga ediyoruz ya da milyon tane ihtimal üretip henüz bilmediğimiz bir geçmişi inşa ediyor, olmayan olayları yaşayıp sonuçlarına karar vermeye çalışıyoruz. Kocaman bir kaos. Sonucunda tüm endişe, kaygı ve stres ile kendi bedenimizi çok ciddi hırpalıyoruz. Zihin, beden, ruh dengesini alt üst ediyoruz. Bu derinlemesine konuşacağımız başka bir konu ancak fark etmek burada bize muhteşem bir adım sağlıyor.

Ben bu miladıma giden adımı çocuklardan öğrenerek, onları izleyerek attım. Onlar o kadar saf bir denge ile geliyorlar ki dünyaya… Tüm yetişkin normlarımızı, toplum kurallarını, bize sonradan öğretilen her şeyi bir kenara bırakarak, açık bir bakış açısıyla düşünün. Onların geçmiş endişeleri yok, gelecek kaygısı nedir bilmiyorlar. İçinde oldukları anda yemek mi yiyecekler onu yapıyorlar, uykuları mı geldi dünya yansa, kafası yemek tasının içine de düşse uyuyorlar. İstedikleri ve odaklandıkları her neyse ona ulaşmak için, içgüdülerinin tetiklediği ne kadar yol varsa onu pes etmeden deniyorlar. Hatta sizi üzdüğünü fark ettiklerinde yaptıkları o saf sevgi içeren gönül alma hareketlerini bir gözünüzün önüne getirin…

İşe ilk olarak merak ederek başlayabilirsiniz. Socrates, “Merak etmek bilgeliğin ilk adımıdır” der. Küçük bir çocukken etrafınızda gördüğünüz her şeyle ilgili nasıl bir merak içinde olduğunuzu hatırlayın. Çocukların o bitmek bilmez öğrenme iştahı ve hayat enerjisi, yetişkinliğe doğru azalır ve hatta kimilerinde tükenme noktasına gelir. Yerini gündelik alışkanlıklara bırakır. Bu enerjiyi yeniden canlandırabilmeniz için yapmanız gereken, etrafınızdaki her şeye bir çocuğun penceresinden bakmak olabilir. Örneğin bir gün boyunca gördüğünüz her şeyi ‘bir çocuk’ gibi sorgulayın. Gördüğünüz şeyler ve karşılaştığınız olaylarla ilgili kendinize alışılmışın dışında sorular sorun. Sonra aldığınız tüm cevapları bir günlüğe kaydedin.

Çocukların yetişkinlere nazaran en önemli artılarından biri de asla ‘zannetmemeleri’dir. Çünkü zihinlerinde yıllardan beri oluşan yargılar, düşünce kalıplarına yer yoktur. Bu nedenle farklı durumlar için yepyeni perspektifler geliştirebilir, olaylar karşısında herkesi şaşırtacak yorumlar yapabilir, bir konuyla ilgili aklınıza bile gelmeyecek sorularla karşınıza gelebilirler. Dünya hakkında az bilgi sahibi olmak, yetişkinler dünyasında bir zayıflık olarak nitelendirilse de, çocuklar için öğrenme iştahının kaynağı ve merak etmenin en büyük yardımcısıdır.

Elbette yetişkinler olarak bildiklerimizi unutmamız, bize sıkıcı gelen sorumluluklarımızdan kaçarak kendimizi oyuna adamamız ve meraklı sorularımızla etrafımızdakileri hiç durmadan sorgulamamız mümkün değil. Ancak aradığımız ‘yaratıcılık’ ve ‘yenilikçilik’ ruhunun, tüm kitapların, seminerlerin, makalelerin ötesinde önce kendi içimizde olduğunu hatırlamakta da fayda var.

Biraz da biz çocuklardan öğrenelim mi?

Çocuklar için çok doğal ama bizlerin yıllar içinde unuttuğu bazı temel alışkanlıklarla hayatımızı çok daha mutlu ve bizi tatmin eder şekilde yaşayabiliriz.

Beni üzen konularda takılı kalmıyorum

Kaç kere çocukların bir konuda ağlayıp, sızlanıp ama 5 dakika sonrasında başka bir konuya yönelip ‘mutlu’ hallerine geri döndüklerini gördünüz? Büyüdükçe problemimiz bizi üzen konulardan çok, o konulara takılmaktan, saatlerce oraya odaklanmaya devam etmekten geliyor. Kendi belirleyeceğiniz bir zaman diliminde çocuk olmayı, onlar gibi bakmayı deneyin.  Üzüldüğünüzü fark ettiğinizde, hemen seni mutlu eden şeylere odaklanıp gülümsemeye başlayın. Bu odak değiştirmeyi yapıp birkaç dakika yeni enerjinizde kalırsanız, göreceksiniz ki güzel ve daha yüksek enerjili şeyler sizi çok daha kolay bulacak.

Yeni şeyler denemekten korkmuyorum

Çocuklar yeni şeylere heyecanla, merakla, ilgiyle bakarlar. Onlar korkuya değil, o yeniliğe, keşfetmeye odaklıdırlar. Bu hafta korkuyu hissettiğin anda sor kendine: “Korku bildiğim bir şey olmasaydı, bu duyguyu tanımasaydım, bir çocuk merakıyla bu konuya nasıl bakardım? Şimdi ne yapardım?”

Eğleniyorum, en başta kendimle

Büyüdükçe en çok unuttuğumuz şey ‘eğlenmek’. Sorumluluklar, yapmak zorunda olduklarımızın altında eziyoruz kendimizi. Eğlenmeye izin verin. Oyun oynayın, masal dinleyin, bir yemeği çocuk seviyesindeki deneyimlerle yapın. Yaratıcılığınızın nasıl değiştiğini göreceksiniz. Büyük işler ince ve küçük detaylarda yatar ve çocuklar muhteşem merak ve soru sorma yetenekleriyle her zaman bunu keşfeden kâşiflerdir.

Başarısız olsanız da vazgeçmeyin, merakınızı asla öldürmeyin, sabırlı olun (en başta kendinize karşı), yaptığınız her ne ise –boş boş oturmak bile olsa- sadece ona odaklanın, en başta beden sağlığı için sadece acıktığınızda yemek yiyin (herhangi bir travma ve/veya duygusal açığı kapatmak için değil) ve kendiniz olun, atın maskeleri, bırakın sizinle olanlar olsun, ihtiyacınız olduğunda yardım istemekten çekinmeyin, korkunun yarattığı egoların esiri olmayın, küçücük mutlulukları alıp kabul edin, hissedin ve asla küçümsemeyin, insanlara önyargısız bakmaya çalışın, duygularınızı açıkça ifade edin, dürüstçe konuşun, gider, biter, kaybederim vs. hiçbir kalıba takılmadan (tabii ki kişisel hakları, insana olan saygıyı bir kenara bırakmadan, hakaret etmeden) ve tabii ki yürekten sevin, önce kendinizi…
Özetle, çocuklardan çok şey öğrenilir. Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olarak bir uğraş bulmak, yaratıcı olmak, azimli olmak, elde etmek istediğiniz şey için var gücüyle savaşmak… İçinizdeki çocuğa da böyle bakın…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER