Benim kafamın içine kim sınır koyabilir yahu

Ümmiye Hanım, Dişi Business dergisine hoş geldiniz. Başarılarınızı, dünyanın en ünlü futbolcularından biri olan Ronaldo’yla çektiğiniz reklam filmini, ödüllerinizi herkes biliyor. Onlar sonuçlar. Ancak biz nasıl başladığınızı, yolda başınıza neler geldiğini, mücadelenizi ve emeğinizi de konuşmak istiyoruz. 10 çocuklu bir ailede büyüdünüz. Oradan başlayalım. Bize o günleri anlatır mısınız?

Çocukluk çok çok önemli anası kurban, ben her zaman söylüyorum. Ben 10 kardeşin 6’ncısı olarak dünyaya gelmişim. Ben hiç şiddet görmedim. Çocukluğumdan beri, kendimi bildim bileli hep kendimi izledim. Çevremdekileri gözlemledim, hep kendimi sorguladım. “Neden erkek çocukları okula gidiyor da kız çocukları gitmiyor?” diye kendi kendime soru soruyordum, çünkü etrafıma sormuyordum. Sorsam, geçiştiriyor. “Ne yapacan kız okuyup da?” deyip cevap bile vermeye tenezzül etmiyor. Beni tatmin etmiyordu o cevaplar ama kendi kendime diyordum ki, “Hayır, burada bir şey yanlış. Beni de Allah yarattı onları da. Benim de bir eksiğim yok, neden gidemiyorum?” O tarihlerde, daha çocuk yaşta ben kendimi sorgulamaya başladım. Canım acıyordu be yavrum. Mesela komşularımızın, yaşlı yaşlı kadınların okuması yazması yok, çocukları askere gidiyordu, ben daha ikinci üçüncü sınıftayım, gelip bana mektuplarını okutuyordu, bana yazdırıyorlardı. Sarılıp bana para veriyorlardı, mutlu oluyordu, gözlerindeki o mutluluk beni mutlu ediyordu. Sonra kızlar nişanlanıyordu güzel yavrum, 4 yıl asker yolu bekliyordu, askerlik 4 yıldı. Bunlar ailesinden gizli gizli mektup yazdırıyordu, mektubunu okutuyordu bana. 

Zaten yüz yüze görüşmek yok, görücü usulüyle, ıraktan ırağa bakıp öyle nişanlanıp gidiyor. Ve bu benim sorgulamama neden oluyordu. “Neden?” diyorum kendi kendime, o çocuk ruhumla, “Neden kızlar okula gidemiyor?” diye. Sorgulamaya başladığımda, bir gün camiden anons edildi okuma yazma için. Ben dedim ki kendi kendime “Ben gideceğim”, ama ben gidemedim kız kardeşim gitti iki üç gün. O çok ağlayınca ondan önlüğü alıp bana giydirdiler. Çünkü camide anonsta denilmişti ki, her evden bir kız çocuğu okula gidecek, gitmezse ya anne ya baba hapse atılacak demişlerdi. Bizimkiler de kara kara düşündü, kardeşimin yerine ben tesadüfen ilkokulu bitirdim. Ama gene kendi istememle, “Baba ben giderim” dedim çünkü. Ben ilkokul 4’üncü sınıftayım, bizim köydeki ebeler, öğretmenler babama anneme yalvarıyor, “Bu kız çocuğunu harcamayın, çok akıllı çok zeki, belki bir hemşire, bir doktor olur. Ne olur bunu burada harcamayın” diyor. Ama, “Kız çocuğu, ne yapacak okumayı” deniliyor. Öyle olunca gitmedim. Ama kendi kendime şöyle bir söz verdim, dedim ki “Tamam, benim diplomam olmayabilir, ortaokula gitmeyebilirim ama ben de kendimi geliştiririm, bütün istediklerimi, hayallerimi diplomasız yaparım. İnsanları mutlu edecek güzel şeyler yaparım. Ben de köylü kadını olarak, köylük bir kız çocuğu olarak istediklerimi yapabilirim. Sonuç itibarıyla okumam yazmam var” dedim. Çok okuyunca her şeyimin olacağının farkına varmıştım. Çünkü üçüncü sınıftayken Maksim Gorki’nin Ana kitabı elime geçmişti tesadüfen. Orada hayal kurmanın beleş olduğunu öğrendim anası kurban. Ve kendi kendime karar verdim. Çünkü o kitaptakileri kendi köyümle karşılaştırdım. İsimleri tabii ki o an yanımda oturan arkadaşlarımın isimlerini koydum, yabancıydı kız mı erkek mi onu da bilmiyordum. Ama onu yanımdaki kişilerle özleştirdim, bizim sobamız var, onların da tahta divanı var, sobası var. Bizim köyümüzden gibime geldi. Üstüne üstüne gideceksin zorlukların diyordum, o da zor şartlarda, küçücük yerden çıkıyor ve hayal kuruyor. Yani istiyor ve istediğini de başarıyor. Ben de dedim, ben de yaparım dedim, nasıl olsa hayal kurmak beleş. Çok okuyacağım, kendimi geliştireceğim, güzel faydalı şeyler yapacağım dedim, nitekim de bunu yaptım. 13 yaşında öyküler yazmaya başladım, çok okudum. 

Kardeşlerinizin size desteği oldu mu?

Yahu ben çok yaramazdım güzel yavrum. Şimdi biraz da şanslıydım, şöyle şanslıydım… Evde iki üç tane gelin var, iki üç tane abla var. Şimdi büyüklerim zaten evin işini yapıyor, biz öyle bağ bahçede, tarlada çalışmıyoruz, işçiler çalışıyordu. Öyle olunca ben her gün kendi elime kitabımı alıyordum, bizim evin arkası kocaman bahçeydi; nar var, incir var… Ben onların altına gidip saklanıyordum. Beni arasalar arasalar mümkünatı yok, hiç kimse bulamazdı. Evleninceye kadar öyleydi. Hiç iş yapmazdım. Hep kitap okurdum, hep yazı yazardım. Hatta anam, “Gidin bakın, o yine incirin üstündedir” derdi. İncirin dalları çok büyüktü, eski büyük bir incir ağacıydı, içinde kimse beni görmezdi. Her gün babam kahveden geldiğinde, 12 olurdu saat, 1 olurdu. Lamba yanıyor, babam “Öhö öhö!” yaptı mı, lambayı söndürüp uyku numarası yapardım, babam yatınca tekrar kitap okurdum. Çok özgür bir çocukluk yaşadım. 

Şimdi de diyorum ki bütün herkese, çocuklarınızın her istediğini yapmayın, kendi çabalarıyla öğrensinler, kendi ufuklarını genişletsinler, kendileri barışsın. Çamurcukta oynardım akşama kadar, geldiğimde her yerim çamur içinde olurdu. Anam gene kızmazdı, tenekede su ısıtırdı, kazan bile yoktu, elinde yıkardı, su tulumbadan çekilirdi. Çocukluğum çok güzel geçti

Neden tiyatroyla ilgilendiniz? Bu merakınız nereden geliyor? Tiyatro olmasaydı başka ne olurdu?

Gene tiyatro olurdu. Neden mi? Çünkü onun farkına vardım. Gelin geldiğim köyde gözlemledim, baktım ki kadınlar çok çalışıyor. Bağda bahçede çalışıyor, tezgâhta çul dokuyor, sofralık dokuyor, gram durmaları yok. Erkekler de akşama kadar yatıyor, sabaha kadar da kahvede. Ben buna bir çözüm bulmalıyım diyorum. Ayşe teyze Fatma teyzeyle kavga ediyor yavrum, biri sağımda biri solumda, ben ortadayım. Geleyi deyikine, “Kııız Ümmiye duydun mu, birbirlerine girmişler falancayla feşmanca, Ayşe teyzeyle Fatma teyze, etli edepsiz konuştular” diyor. O gidince öteki geliyor. Sanki başkasıymış gibi anlatıyor. Halbuki ben duydum hepsini. “Haa!” dedim, ben bir şeyler yapmalıyım, herkes yanlışını düzeltsin. Öyle düşünürken Tarsus’tan köye bir tiyatro geldiğini duydum. Gittim izledim. O an kafamda şimşekler çaktı. Yani bir şeyler yapmalıyım, yanlışları göstermeliyim köy halkına ama ne? Sonra, tiyatro sonrası çocuklara sordum, kuzum dedim, “Adınız ne?” dedim. “Ali” dedi. “Demin Veli’ydi” dedim. Güldü, “Teyze o benim rol adım” dedi. Hülasa o gece karar verdim, ben de Ayşe teyze Fatma teyzeyle kavga ediyor, utanıyor anlatmaktan, ben de bunların yaşadıklarını yazayım, isimlerini de değiştireyim, bu çocuklar gibi de çıkıp orada oynayalım. Herkes görsün, yanlışını düzeltsin dedim. İnsanı insanla anlatmanın en güzel yolu sanat, tiyatro. 

Neden sadece kadınlardan oluşturdunuz oyuncu ekibinizi?

Şimdi güzel yavrum, erkekli kadınlı çok şahane sanatçılarımız var. Çok güzel oyuncularımız var. Benim hedef kitlem o değil, benim hedef kitlem Anadolu’daki kadınlar, kırsaldaki kadınlar. Şimdi benim onlara ulaşmam lazım, onların kendilerine özgüvenleri gelmesi lazım, onlara bir ışık olmam lazım. İçlerindeki var olan yeteneklerinin bir kıvılcım olup onların dışarıya çıkarmalarını istiyorum. Onların hayır demelerini istiyorum. Kendi özgür iradeleriyle kendilerini ifade etmelerini istiyorum. Çünkü yanına bir erkek alırsam kırsalda yanlış anlaşılır, tiyatro devam etmez anası kurban. Ben devam etmek istiyorum yaşadığım sürece. Onlara bir ışık olup içlerinde var olan gücü ortaya çıkarmak istiyorum. “Ben yapabilirim” demelerini istiyorum. 

‘Hayır’ demek neden bu kadar önemli?

Çok önemli, çok. Neden mi? Çünkü siz büyükşehirlerde yaşadığınız için belki de buraları bilmezsiniz. Sağlık ocağına gidiyor kadın, kendisini ifade edemediği için eşi söylüyor, sonra oy kullanılacak, en önemli şeylerinden bir tanesi oy kullanmaktır vatandaş olarak. Ama eşine soruyor, “Bey ben kime veriverecem” diyor, o da falan yere mührünü bas diyor. Bu çok canımı acıtıyor yavrum, çok yanlış. Hangisine verirse versin ama kendi özgür iradesiyle versin. Mesela yanlış bir şey istemiyor kadın yapmak ama ‘Hayır’ diyemiyor be yavrum. İstemediği bir şeyi mecburen yapmak zorunda kalıyor. Neden? Kendini ifade edemiyor, hayır diyemiyor. Hep başkaları için yaşıyor, kendisi için değil. “Ya hayır dersem o üzülür, ya hayır dersem huzursuzluk çıkar.” Hayır, hayır öyle bir şey yok. Hayır demek çok zor ama bunu bilmemiz lazım, yerinde hayırı kullanmamız lazım. Zaman geçtikten sonra hayır hiçbir şey ifade etmiyor. 

Tarsus’tan başlayarak tüm yurda şunu kanıtladınız: ‘Kadınlara sınır çizilmez’. 

Yahu niye çizilsin Allah aşkına, Allah akıl fikir vermiş, kafamızın içini geliştirip kendimizi geliştireceğiz. Neden bize sınır koysunlar ki, benim kafamın içine kim sınır koyabilir yahu. 

Kadın güçlüyse bulunduğu yeri değiştirir mi?

Tabii ki. Bulunduğu yeri, dünyayı değiştirir. Bir kadın kafasının içini geliştirsin, bu köyde de olsun, dağda da olsun, nerede olursa olsun, yetiştirdiği çocukla dünyayı değiştirir. Ben bunu bangır bangır bağırıyorum, ne sınırıymış yahu. Benim kafamın içine kim koyabilir sınır. Biz isteycez, biz isteycez, biz biz biz, beklemeycez kimseden. Erkekle kadın eşittir yavrum, o zaman ben o haklara sahibim. Ama bunu kimse gümüş tepside sunmaz ki. Biz istemesini bileceğiz. 

Size karşı oluşan önyargılar nelerdi mesela, erkeklerin bakış açısı nasıldı?

Oohooo! Oohoooo! Neler neler, ne argo kelimeler… Ben o 7 kadını bulabilmek için, 22 yıl önceydi kuzum, 40 tane kapıya gittim, ne argo kelimelerle karşılaştım. Çünkü kadınlar eşlerinden izin almamı istiyor. Kendileri cevap veremiyor. “Ben istemiyor muyum abla alkışlanalım, takdir edilelim. Ama eşim bilir” diyor. Eşinden izin istemeye gittiğimde de o kadar argo kelimelerle karşılaştım ki… Ama teşekkür ettim. “Kuzum sağ ol, siz bilirsiniz” dedim, “Teşekkür ederim, bu gönül işi” dedim. Kafama koymuştum, kendimi tanıyordum, bunun için de iyilikle güzellikle olmaz diye bir şey yoktu. Ama sonunda ne oldu biliyor musun, bana o argo kelime kullananlar Yün Bebek filmini çekerken geldi, “Ümmiye abla, benim hanıma da küçük de olsa bir rol ver” dedi. Dünyalar benim oldu, sanki birisi bana trilyon bağışlamış gibi sevindim. Ağladım mutluluktan. Çünkü düşüncesini değiştirmiştim. Düşünce parayla değişmez yavrum, yaptıklarınla, görerek değişir. 

Kaç oyun yazdınız, kaç senaryonuz var?

22 senede 22 oyun yazdım. Senaryo olarak Yün Bebek’i yazdım, bir de ikincisini yazdım. Yün Bebek 2’yi çekmek için sponsor arıyorum. Kaç senedir boğazım yırtıldı, bulamadım maalesef. Onu çekmeyi çok istiyorum. Çünkü bir rol modelimiz var orada, o birincisindeki küçük Elif büyüdü, o kadar şiddetin içinde kendini kurtardı, öğretmen oldu, doğu hizmetini bitirip köyüne geldi. Ve gençlerimize çok güzel rol model olacak bir karakterimiz var. İkincisinin çekilmesini çok istiyorum, senaryosu hazır. 

Sizi ödüle götüren Yün Bebek öyküsü nasıl ortaya çıktı? 

Herkes erkeğin kadına uyguladığı şiddeti söylüyordu, ben de iyi bir dinleyici iyi bir gözlemci olduğum için, bu bana ters geliyordu. Çünkü köydeki yaşlı teyzeleri dinlemeyi çok seviyorum. Bana anlatırken 70, 80, 90 yaşındaki teyzeler, “Ah! Ümmiye kızım benim hiç oyuncağım olmadı. Ağamın kızı şehirdeydi, anası çalışırdı aylıklı, bebek getirmişti kızına. Benim hiç oyuncağım olmadı. Birinde aldım, hemen anam babam döve döve kolumu kırmıştı” diye anlatırken ağlıyordu. O yaştaki kadının eli ayağı titriyordu. Annesinin kolundaki yün burmasından bebek yaptığını anlatırken inanın ki iki gözünden yaş akıyordu, titriyordu. Sonra ben Yün Bebek öyküsü yazdım, 2005 yılında çok ses getirdi. Çünkü kadının kadına şiddeti çok önemli, erkeğinkinden daha önemli. Öleni de öldüreni de bir kadın yetiştiriyor. Biz bilmeden öyle hatalar yapıyoruz ki, inanın anneler o kadar hata yapıyor ki… Ben görüyorum, kitaplarda yazmıyor. Benim komşumun kızı da var oğlu da var. Kızı, “Anne arkadaşımın doğum günü var. Ben de gidebiliyor miyim?” diyor. “Hayır, otur oturduğun yere, kız uşağının doğum gününde işi neymiş” diyor annesi. Ama oğlu geliyor, “Aman oğlum arkadaşına hediye de al” diyor, onu gönderiyor. Tavukları var ayol, kız çocuğuna pişirmiyor yumurta, erkek çocuğuna pişiriyor. “Kız çocuğu yumurta mı yermiş?” diyor. Okula giderken 5 lira veriyor kızına, ötekine 20 lira veriyor. Bakın bunlar küçücük ama bu ayrıntılar çok büyük. Ne oluyor biliyor musun? Biri egolu büyüyor öbürü de özgüvensiz yetişiyor. Kız çocuğunun kendine hiç özgüveni yok ve miras olarak, genetik olarak geçiyor bu. Erkek çocuğuna gelince “Aslan parçası, yapar, soyumu sürdürecek” diyor. Sonra ne oluyor? Biri sinmeyi öğreniyor, biri sindirmeyi öğreniyor. Miras kalıyor bu kuşaktan kuşağa. Bu benim gözlemim. Ben dedim bu Yün Bebek filmini çekeceğim, artık insanlar bu yönde baksınlar. Şiddetin her türlüsüne karşıyım ama kadından kadına şiddetin önüne geçilmeli yavrum. Ben öyle dediğim zaman da “Ya Ümmiye anne biz ataerkil bir toplumdayız. Bize söz hakkı verilmiyor ki” diyor. Yahu neden verilmesin, biz kadınlar öyle bir akıllıyız ki öyle bir zekiyiz ki, canımız istediğinde, Arslanköy şivesiyle “Tekeden teleme çıkarırız”. Yani erkek koyundan süt sağar peynir yaparız. İstemenin de bir adabı var, söz geçirmenin de bir usulü var. Sevginin, iyiliğin güzelliğin açamayacağı bir kapı yok. 

Sesinizi Mersin’e ileteceğim derken dünyaya ulaştı sesiniz. Neler hissediyorsunuz?

Ama daha her yere ulaşmadı, ulaşsın diye uğraşıyorum. Daha yolun başındayım. Yaşıma bakmayın, ben daha 30’a bile girmedim. Yaşıma ne bakacaksın, kağıt parçasında yazılı şey. Önemli olan senin kendi enerjin. Yapacak şeylerim daha çok. Bütün dünya sesimi duysun istiyorum, yurtdışına açılmak istiyorum. Bizi oralara davet etsinler istiyorum, oradaki kırsaldaki insanlara göstermek istiyorum, “Türkiye’de bakın bunlar oluyor, biz bunları yaptık” diye. Çünkü bütün her yerin kırsalı mutlaka var, köyleri, her şey dört dörtlük değil. Ben yurtdışında duyurmak istiyorum sesimi.  

Kadınlara mesajınızla bitirelim sohbetimizi…

Ben diyorum ki güzel yavrularım, hangi yaşta olursak olalım, tabii ki bir genç kızsan geleceğin annesisin. Anne olduğunda, kurban olduklarım, sakın ola çocuklarınızı kız-oğlan diye yetiştirmeyin, insan olarak, vicdanlı merhametli yetiştirin. Ve kesinlikle “Yemedim yesin, giymedim giysin, okumadım okusun” demeyin. Ufkunun, hayallerinin genişlemesi için istediklerini yaptırın. Bırakın evi dağıtsınlar. Lütfen lütfen ama lütfen yapmak isteyip yapamadığınız ne varsa yapın. Kesinlikle okumanın yaşı yok, öğrenmenin yaşı yok, içeriden dışarıya çıkın, kendinizi geliştirin. Ve hepinizi kocaman öpüyorum, Allah’a emanet olun. Sizler de bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum güzel yavrum.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER