Benim gücüm ve özüm ‘Kadın Olmak’

“Kadınım ben, yüreğinde dünyayı taşıyan. Gülüşüne dünyayı sığdıran, ‘Rahim’ sıfatı taşıyan. Güçlü olan, bir yandan kırılan, alınan. Gözyaşları içinde gizli, biraz çocuk, biraz anne, biraz deli. Aşkın her hali, tutkulu, düşbaz, haylaz bir kadınım ben. İncitmeyin beni, giydiğim elbiseler, kurduğum dünyam bile çiçekli. Bedenimin ne önemi var ki, benim hazinelerim yüreğimde gizli…”

Ne acı… Yazıyı yazmak için araştırma yaparken ‘şiddet’ kelimesini arattığımda ilk sıralarda ‘kadına yönelik şiddet’ ile ilgili araştırma, makale, farkındalık çalışmalarını gördüm. Günümüzde ‘şiddet’in kelime anlamıyla ve eylemsel olarak ‘kadın’ kelimesi ve varlığıyla resmen özdeşleşmiş olması bir kadın olarak bana çok acı veriyor. Bu bir örnek aslında; kadını güçlü olmaya iten nedenler arasından…

Bana göre her varlığın, her canlının yaratılışında bir gücü vardır. Üzerine ayrıca bir ‘güç’ ibaresi, sıfatı yüklemeye gerek yoktur bence. Son dönemde duydukça bana, kendimi nefessiz ve sıkışmış hissettiren ‘güçlü kadın olmak’ yorumuna, kisvesine artık isyan ediyorum. Ben sadece kadınım ve zaten gücüm buradan geliyor. Kadın her alanda yaratıp, üretip, çalışıyor. Her varlık, her canlı elbette özel ve değerli. Ancak bugün biraz ‘kadın’ için kelam edelim, kadın nedir şiddet nedir hatırlayalım ve bunların ikisinin neden yan yana gelmeyeceği üzerine biraz düşünelim. 

Şiddet

Türki Dil Kurumu tanımına göre şiddet Arapça kökenli bir kelime olup, “Bir hareketin, bir gücün derecesi, sertlik ve kaba güç” anlamına gelmektedir. Günümüzde toplum sağlığını etkileyen bir sorun olarak görülen şiddetin Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanımı ise şöyledir: “Fiziksel güç ya da kuvvetin, amaçlı bir şekilde kendine, başkasına, bir gruba ya da topluluğa karşı fiziksel zarara yol açacak ya da fiziksel zararla sonuçlanma ihtimalini artıracak, psikolojik zarara, ölüme, gelişim sorunlarına ya da yoksunluğa neden olacak şekilde tehdit edici biçimde ya da gerçekten kullanılmasıdır.” 

Şiddet, toplumsal hayatta mekân ve cinsiyet gözetmeksizin her alanda karşımıza çıkmakta, fiziksel ve ruhsal bütünlüğü tehlikeye atmaktadır. Şiddet vakaları incelendiğinde, şiddete maruz kalan kişilerin şiddeti önemsemeyerek görmezden gelmelerinin temel nedeni, şiddetin kesin bir tanımının zihinlerinde net olmamasından kaynaklanmaktadır. Şiddet, bireysel ya da toplu olmak üzere, bireylere hem bedensel hem de ruhsal açıdan zarar veren hareketler bütünüdür.

Yapılan araştırmalara göre ‘şiddet’ olgusunun kanıtları 3000 yıl öncesine dayanmakta olup, ortaya çıkışı insanlık tarihi ile paralellik gösteriyormuş. Yapılan bir araştırmaya göre arkeologlar, erkek mumyaların kemiklerinde yüzde 9-20 oranında kırığa rastlarken, kadın mumyalarda bu oranın yüzde 30-50 olduğunu tespit etmişlerdir. Şimdi tabii ki bunu da yaratılış fıtratı diye bahane üretmek için, sığınıp güç almak için kullanabilecek bir kesim olacaktır. Ancak iş öyle değil, bu bir bahane değil.

Şiddetin birçok türü var; fiziksel şiddet, sözel şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet bunlar arasında sayılabilir. Ve hepsi direkt travma nedeni. Ne acı ki kadına yönelik şiddet, tüm dünyada kültür, gelişmişlik düzeyi, toplumsal yapı, ekonomik durum, coğrafi bölge ayırt edilmeksizin toplumun bütün kesimlerinde görülebilen bir olay olarak karşımıza çıkıyor. 

Peki ‘kadın’ ne demek? 

Aslında biz bunu unuttuk ya da baskılandık. Kadınların yaşadığı en temel sıkıntıların başında gelen şiddet (-ki şiddetin hiçbir türü hiçbir canlı için kabul edilemez. Ancak ne acı ki kadının kadına uyguladığı psikolojik şiddet bazen fiziksel şiddetten bile daha acı verici oluyor.) bu noktada başlıyor. Kadın, insan türünün dişisidir, insan türünün yarısıdır. O nedenle de her zaman kadının konumu, toplumun yapısıyla doğrudan ilişkili, orantılıdır. Kadının konum ve durumu, toplumun durumunu gösterir. Kadın yaratıcı gücün simgesi, bana göre de vücut bulmuş halidir. Yaradan’ın ‘rahim’ sıfatı ile özdeşleşen bir varlıktır. Kadın anadır, kadın öğretendir, kadın büyütendir, kadın sevgidir, kadın yaratandır, kadın üretendir. Kadın demek, medeniyet demektir. Kadın demek, insanlık demektir.

Schopenhauer’a göre kadın, aklı tarafından yönetilen erkekten farklı olarak içgüdülerine göre davranmaktadır. Bunun sebebi ise kadında ‘ganglion’ denen öznel sinir sisteminin erkeğinkine kıyasla çok daha fazla gelişmiş olmasıdır. Bu sistem kadında ‘zerebral’ denen büyük beyin sistemine ağır basmakta, kadının içgüdülerini merkeze alarak yaşamasına neden olmaktadır. Bu yüzden kadın düşünürken çok alternatifli ve/veya çok yönlü düşünür. Bu yüzden bakmak ile görmek, duymak ile dinlemek arasındaki farka hâkimdir. Kadınların hafızasında olan ve kullandıkları sözcük sayısı çok daha fazladır. Bu da doğasında var olan ifade ve yaratım özelliğinin bir göstergesidir aslında.  

Peki kadın ne değildir? 

Tarihte de görebileceğimiz gibi kadına hiçbir zaman gerçek bir bakışla; insan türünün öteki yarısı, dişisi gözüyle yaklaşılmamıştır. Kadın bazen esir, birlerinin malı mülkü, bazen de onların oyuncağı, eğlencesi, süsü – ziyneti olarak görülmüştür. Atasözlerimiz, deyimlerimiz, benzetmelerimiz bile kadını ayrıştıran, ötekileştiren, ezik ve muhtaç bir yapıda vurgulayan birçok örnek vardır. (elinin hamuru ile erkek işine karışma, karı gibi ağlama…) Kadın köle değildir, kadın esir değildir, kadın eşya değildir, kadın taciz edilmesi hak görülen bir varlık değildir, kadın sadece doğuran bir varlık değildir, kadın hizmetçi değildir, kadın alınıp satılmaz… Kadın bir zavallı ve/veya muhtaç bir varlık değildir. 

Diyeceğim o ki, tüm bunları biraz düşünüp değerlendirmek ve öncelikle birey ve insan olarak kendimize saygımız kalabilmesi için, aynada yüzümüze bakabilmek için şiddetin her türlüsüne karşı dik durmamız gerekiyor. Dayanmak lazım, pes etmemek, normalleşmesine izin vermemek lazım. Bazen hayat tüm cephelerde açar savaşını tüm gücüyle. Gülümsersin sadece silahlarını kuşanıp ‘hazırım’ diyerek dişlerinin arasından…

Yağız Gönüler’in bir sözü ile bitirelim: “İnsaf hayattan çekildi. Kimsenin kimseye insafı yok. Korkunç bir acımasızlık var. Patronun işçiye, ev sahibinin kiracıya, esnafın müşteriye, kardeşin kardeşe insafı kalmamış. Herkes ya can ya mal koparma derdinde. ‘Ölüm var’ desen şayet, şarkı zannediyorlar.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER