Belediyeler, cinsiyet eşitliği için önemli bir zemindir

 

Zeynep Hanım, Dişi Business dergisinin röportaj talebini kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Zeynep Hanım, belediyeler, vatandaşların gündelik hayatlarına en yakın kurumların başında geliyor. Şiddete uğrayan kadınların da aslında ilk başvurdukları kurumlar arasında. Şiddete uğramış kadınlar ve toplumsal cinsiyet eşitliği için sizce belediyelere nasıl görevler düşüyor?

Davetiniz ve yaptığımız çalışmaların görünür olmasına sunduğunuz katkı nedeniyle ben teşekkür ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Belediyeler, kadına yönelik şiddete karşı koruyucu ve önleyici hizmetler geliştirmeli. Hatta bu hizmetlerin en somut ve görünür hali, şiddete maruz kalan kadınlar için dayanışma evi ve sığınak açmak. Aslında kâğıt üzerinde birçok belediye için bu hizmetleri sunmak keyfi değil zorunlu. Bu zorunluluk hem Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelere hem de belediye kanununa dayanıyor.

Erkeklerle kadınlar arasındaki uçurumu kapatacak bir politika oluşturulabilmesi için toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımını ana akımlaştırmak, kadınlar ve kız çocuklarının güçlendirilmesi için çeşitli hizmetler ve uygulamalar geliştirmek belediyelerin başat görevlerinden olmalı.

Yine belediyelerce, stratejik planda toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe çalışması yapmak, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini tüm belediye hizmetlerine yansıtmak, kent sokaklarını kadınlar için güvenli hale getirmek, karar alma süreçlerine daha fazla kadını dahil etmek, kentsel alanda üretilecek projeler ve uygulamaları kadınların güçlendirilmesi ve eşitlikçi politikaların geliştirilmesi yönünde planlamak gibi uzun bir yapılabilecekler listesi sıralanabilir. 

Sonuç olarak, toplumsal eşitsizliklerle mücadele, yerelden atılacak adımlarla başlayabilir. İşte bu yüzden, yerel yönetimler, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kadının insan hakları yaklaşımının yaygınlaştırılması için önemli bir zemindir.

Beşiktaş’ta kadınların özellikle karşılaştıkları sorunlar neler? Bu konuda araştırmalarınız var mı? 

Beşiktaş’ın demografik yapısı itibarıyla beyaz yakalı kadınlardan, bekâr annelerden, yaş almış kadınlardan, üniversite öğrencisi kadınlardan söz etmek mümkün. Aslında Beşiktaş’ta, başka bir şehirde ya da dünyanın herhangi bir yerindeki kadının karşılaştığı sorunlar, uğradığı şiddet, maruz kaldığı eşitsizlik çok benzer. Bir kız çocuğu olarak, erkek egemen bir sistemin içinde var olma mücadelesi vererek başlıyoruz yaşama. Ailede, okulda, sokakta, iş yaşamında maruz kaldığımız eşitsizlik nedeniyle çok daha fazla efor harcamamız gerekiyor. Beşiktaş özelinde de bu bahsettiklerimden farklı bir şey söylemek pek mümkün değil maalesef.    

Beşiktaş Belediyesi olarak şiddet gören kadınlara nasıl destek veriyorsunuz? Hangi imkânları sağlıyorsunuz? Kadın Dayanışma ve Yaşam Merkezi hangi ihtiyaçtan doğdu?

Beşiktaş Belediyesi olarak kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelli olduğunu biliyoruz ve bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Bu kapsamda ilk işimiz belediyemiz bünyesinde Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’nü kurmak oldu. Akabinde Kadın Dayanışma ve Yaşam Merkezimizi kurduk. Bizim gözlemlediğimiz ihtiyaçlar dışında, bir de anket yaptık ve kentimizdeki kadınlara ihtiyaç ve taleplerini sorduk. Ve gördük ki, aslında kadınların kendilerini özgürce ve rahatça ifade edebilecekleri bir alana ihtiyaçları vardı. Gelen öneri ve istekler doğrultusunda dizayn ettiğimiz merkezimiz bünyesinde Kadın Dayanışma Birimi, Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Birimi ve Eşitlik Birimi bulunuyor.

Merkezimiz, şiddete maruz kalan kadınları güçlendirme hedefiyle; kadınların bürokrasiye takılmadan başvurabilecekleri, hikâyelerini önyargısız ve güvenli bir ortamda anlatabilecekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda ilgili kurum, kuruluş ya da destek mekanizmalarına ulaşmalarını kolaylaştırabilecek bir yapıyla çalışıyor.

Merkezimizde kadına şiddet (fiziksel, ekonomik, psikolojik, sözel, cinsel, dijital…), cinsiyet ayrımcılığı, yoksulluk ve kamusal haklardan yoksunlukla ilgili pek çok sorun için şahsen, telefonla ya da başka bir kurum aracılığıyla başvuru yapılabiliyor.

Kadınlar, gizlilik ilkesi temelinde dini, dili, mezhebi, etnik kökeni, siyasi görüşü, yaşı, ekonomik durumu, eğitim durumu, mesleği, medeni hali, cinsiyet yönelimi ne olursa olsun “Temel Paydamız Kadın Olmaktır” anlayışıyla hukuki, psikolojik, barınma, istihdam ve nakdi yardım konularında danışmanlık hizmeti alabilir.

Belediye olarak fiziki önlemler alıyor musunuz? Örneğin karanlık sokaklar ya da tehlikeli bölgelerle ilgili çalışmalar yapıyor musunuz?

Evet, bu alanda Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin projesine dahil olduk. Kamusal alanda kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete son verme ve güvenli şehirler yaratılmasına katkı sağlamak amacıyla ‘Karanlığı Aydınlat’ adında bir kampanya düzenlendi. Kampanyanın ilham kaynağı ise, yanıp sönen ışıklarıyla iletişimde olan, dayanışma gösteren ve birbirlerini koruyan ateş böcekleriydi. Ateş böcekleri ile karanlığı aydınlatmaya çağıran kampanya, herkesi, ‘atesbocekleri.info’ sitesindeki interaktif haritada, bulundukları kentlerde güvende hissetmedikleri yerleri belirlemeye davet etti. 

Biz de Beşiktaş Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü olarak BM Kadın Birimi tarafından başlatılan projeyi sahiplenerek kadınların güvenliği için sorumluluk aldık ve Beşiktaş’ta güvensiz olarak işaretlenen sokakları Fen İşleri Müdürlüğümüz ile birlikte aydınlattık. Bu projeyle aldığımız sorumlulukla karanlık noktaları aydınlatmaya ve güvensiz noktaları kadınlar ve çocuklar için güvenli hale getirmeye devam ediyoruz.

Sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) yürüttüğünüz çalışmaları paylaşır mısınız? Bu çalışmaların kadınlara katkısını anlatır mısınız?

KİH-YÇ (Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği), TAPV, KADAV, Mor Çatı, CEİD, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, Pozitif Yaşam, Mor Dayanışma gibi STK’larla çalışmalar yürütüyoruz. Yaptığımız çalışmaların en temel özelliği, hepsinin kadın bakış açısını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini temel alıyor olması. Özellikle KİH-YÇ tarafından geliştirilen Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı, kadınların 16 hafta boyunca haftada bir gününü ayırarak bir araya geldiği, dayanıştığı, deneyim paylaşımında bulunduğu başlangıç oturumundan son oturuma kadar hem süreç hem de içerik açısından muazzam bir şekilde kurgulanmış bir eğitim programı. Kadınlar, hem kendilerine dair hem de diğer kadınlara dair dostane bir farkındalık geliştirirken 15’inci ve 16’ncı haftada konuşulan kadın örgütlenmesi sonrasında kurulan kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi amaçlı sivil toplum kuruluşlarının varlığını ve işlevselliğini göz ardı etmek mümkün değil. 

 

Erkekler cezasızlık sisteminden güç alıyor

Mine Hanım sohbetimize bu noktada sizinle devam edelim. Davetimizi kabul ettiğiniz için size de teşekkür ederek başlamak istiyorum. Beşiktaş Belediyesi’nin bünyesinde oluşturulan Kadın Dayanışma ve Yaşam Merkezi sizin sorumluluğunuzda. Merkezle ilgili sorulara geçmeden önce, siz bir sosyologsunuz ve kadına yönelik şiddet ile toplumsal cinsiyet alanında uzun yıllardır çalışıyorsunuz. Gözlem ve tecrübelerinizden yola çıkarsak, sizce şiddetin altında yatan temel nedenler neler? 

Feminist literatür, erkek şiddetini toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle açıklar. Yani mesele kadın ve erkeğin ve hatta ikili cinsiyet sisteminin dışında kalan LGBTİQ+’ların nasıl tanımlandığı ve bu tanımlar üzerine inşa edilen kurumların, toplumsal ilişkilerin eşitsiz yapısıyla ilgilidir. Benim sahadaki gözlemlerim de bu yönde. Erkekler kadınları taciz ederken, kadınlara, çocuklara farklı biçimlerde şiddet uygularken güçlerini erk olmaktan alıyorlar. Üstelik Türkiye’de bunu yapabilmek daha kolay. Kâğıt üzerinde gayet iyi yasalarımız (6284) varken uygulamada skandal boyutlarda ihmaller yaşanıyor. Bizim bu alanda çalışan, şiddet gören kadınlara hizmet veren ve onlarla dayanışan kadınlar olarak da en büyük sorunlarımızdan biri bu. Erkek şiddetine maruz bırakılan bir kadının 6284 kapsamında oldukça iyi hakları var. Ancak uygulayıcı birimlere yönlendirdiğimizde kadının bu hakları kullanması konusunda ayak direniyor. Ya da kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluk yüzünden kadın oradan oraya sürükleniyor. Erkekler de ceza almadıkları için güçlerini bu sistemden alıyorlar, şiddet gören kadınlar da bu sistemde yeterince desteklenmedikleri için şiddet ortamından daha zor çıkıyorlar.

Kadın Dayanışma ve Yaşam Merkezi’ne başvuranları sınıflandırırsanız, en çok başvuruyu hangi şikâyetler oluşturuyor?

Şiddete maruz bırakılan her kadının ihtiyaçları aynı olmuyor. Dolayısıyla her kadın merkeze özgül ihtiyaçlarıyla geliyor. Biz bugüne kadar daha çok psikolojik destek talebi aldık diyebilirim. Ama hukuki destek, istihdam ve sosyal yardım talepleri de sıkça aldığımız talepler. Kadın Dayanışma ve Yaşam Merkezi açıldığından (25 Kasım 2020) bu döneme kadar toplamda 96 kadına psiko-sosyal destek, 17 kadına hukuki destek sağladık. Şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınlar için diğer desteklerle birlikte kendilerine (çoğu durumda çocuklarıyla birlikte) yeni bir hayat kurabilmeleri için istihdam desteği de çok önemli. Kadın Dayanışma Birimimizde şiddetten uzaklaşmak isteyen ve iş arayan kadınlarla işveren arasında bir köprü oluyoruz. Daha fazla kadına destek olabilmemiz için daha fala işverenin kadın istihdamını önceliklendirmesine ihtiyacımız var. 

Merkezinizde kadınlara hangi destekleri veriyorsunuz? Merkezde kimler çalışıyor? Şimdiye kadar kaç kişiye hizmet verdiniz?

Kadın Dayanışma ve Yaşam Merkezi üç farklı birimin hizmet verdiği bir çatı. Kadın Dayanışma Birimi, Çocuk ve Gençlik Çalışmaları Birimi ve Eşitlik Birimi. Biz sadece şiddet sonrası destek mekanizması olarak çalışmıyoruz. Üç ayaklı bir sistem olarak düşünebilirsiniz. Hem kadınlara şiddet sonrası psiko-sosyal destek sağlıyoruz hem de kadınlara, gençlere ve çocuklara yönelik önleyici çalışma niteliğinde atölyeler, eğitimler ve dayanışma çemberleri düzenliyoruz. Önleyici çalışmalarımızla bugüne kadar 632 kadın, 525 çocuk, 33 genç ve 28 erkeğe hizmet verdik. Üç ayak ise yaşam alanı olarak sunduğumuz hizmet. Bunu dediğimizde genellikle sığınak olarak algılanıyoruz ama biz sığınak değiliz. Yaşam alanından kastımız da merkezimizde bulunan ‘Kendine Ait Oda’, kadın sivil toplum örgütlerinin kullanımına açık bir STK odası, çocuk oyun odamız ve atölye alanlarımız var. 

Özellikle pandemi döneminde kadınlar için, onlara özel bir oda yaptınız. Bu uygulamayı neden hayata geçirdiğinizi ve önemini paylaşır mısınız?

Kendine ait oda elbette ki feminist yazar Virginia Woolf’tan ilham alarak kurduğumuz bir alan. Kadınların kendilerine ait bir alan ihtiyaçlarının ne kadar politik bir mesele olduğunu pandemide gördük hep birlikte. Biz merkezi, pandeminin ilk aylarında kurduk. İyi veri okuyan bir ekibiz. Pandeminin ilk aylarında herkes eve çekildiğinde, tüm bakım işleri yine kadınların üstüne kaldı. Çalışan ve çocuklu kadınlar için bu hem bakım işleri hem de ücretli mesai demekti. Ve aslında gördük ki kendi evlerimizde bile biz kadınlar için kendine ait bir alan yok. Bu ihtiyaç oldukça politik ve neden kamusal bir hizmet sunmayalım diye düşündük. Sanırım kadınların yalnızlık ihtiyaçlarına kamusal bir hizmetle cevap veren ilk belediye olduk. Bu odayı kadınlar istedikleri zaman rezerve ederek kullanabiliyorlar. Çocuklu kadınlar isterlerse çocuklarını oyun alanında çocuk gelişim uzmanımıza emanet ederek kendine ait odada çalışarak, dinlenerek ya da kitap okuyarak zaman geçirebiliyorlar.

Şiddet gören ya da kendisini baskı altında hisseden kadınlara hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Mesajınızla sohbetimizi tamamlayalım.  

Kadınlar en çok yakın ilişkide bulundukları erkelerden şiddet görüyorlar. Bu yüzden bazen şiddeti sevgiden ayırt etmek daha zor oluyor. Şiddet sevgiden doğmaz. Ve bir kez uygulandığında çoğu durumda tekrarı olur. Bu bir döngüdür. Şiddete maruz bırakıldığınızda lütfen paylaşın. Hazır olduğunuzda destek isteyin. Yalnız değilsiniz. Birlikte güçlüyüz.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER