Babalar ve oğulların bilinmeyenleri

“Amaç, sahip olduğunuz şeye ihtiyacı olan herkesle iş yapmak değil. Amaç sizin inandığınıza inanan insanlarla iş yapmaktır.” Simon Sinek

Alarmını farkında olmadan kapatan Can, yeniden derin bir uykuya dalmıştı. Pazar akşamını üniversite arkadaşlarıyla geçirmiş, yeni mezun olup ilk işlerine başlayan arkadaşlarının heyecanını onlara imrenerek dinlemişti. Bütün bir akşam iş konuşarak geçmemişti elbette. Türkiye’nin en büyük geleneksel ve dijital reklam ajanslarını tartıştıkları sohbet, bir yerden sonra doğal akışıyla üniversite hayatlarına, son upuzun yaz tatillerinin anılarına, yakın zamanda izledikleri film ve dizilere, en sevdikleri oyunlara bağlanmıştı. Can eve geldiğinde saat sabaha karşı ikiyi geçiyordu. Sabah sekize kurduğu alarmı farkında olmadan kapatması çok da şaşırtıcı değildi.

Babasının koridorda annesine seslendiğini duydu, kendisini uykunun tüm benliğini sarmalayan sıcaklığından koparıp ne dediğini anlamaya çalıştı. Babası onu soruyordu; “Kalkmadı mı o daha?” dediğini fark etti. “Bir an önce kalkmazsam yine sabaha kavgayla başlayacağız” diye geçirdi içinden. Çok derin sandığı uykusu, bu tatsız ihtimalin gölgesinde bir anda açıldı. Keşke öğlene kadar uyuyabilseydi. Ancak babası bugün ondan şirkete gelmesini bekliyordu. 

Babasının bir türlü yere göğe sığdıramadığı Burak Atalay bugün işe başlayacaktı. Aile fertlerini bir bakıma anlıyordu ama dışarıdan bir insanın neden Yılmaz Otomotiv’de çalışmak isteyebileceğini kavramakta güçlük çekiyordu. Hiçliğin ortasında bir fabrika, upuzun çalışma saatleri, 1990’lardan kalma bir dekorasyon; düşününce bile ruhunun sıkıldığını hissediyordu. İşe başlangıç tarihini erteleyebildiği kadar ertelemiş, son günlerde babasının dikkatinin yeni genel müdür işleriyle dağılmasıyla beraber odakta olmaktan kurtulduğunu düşünmekteydi; ta ki babası pazartesi günü mutlaka şirkete gelmesi gerektiğini söyleyene kadar.

Can’ın bugün işe başlamaya hiç niyeti yoktu. Şirkete gelecek, Burak Atalay ile tanışacak, belki kardeşlerinin yanına uğrayacak, sonra suya sabuna dokunmadan evine dönüp bilgisayarının başına geçecekti; en azından planları bu yöndeydi. Hayatın nadiren yapılan planlarla denk ilerlediğini henüz bilemeyecek kadar da gençti.

Önünde uzun bir gün vardı.

* * *

Yolda babasıyla çok fazla konuşmadılar. Can kendini nasihatlerle dolu bir yolculuğa hazırlamıştı ama neyse ki babası bu sabah insaflı davranmıştı. Babası, önceki gün görüştüğü arkadaşlarının neler yaptığını sordu, sonra biraz Engin’den söz ettiler. Can, Engin’in uzun süredir içinde bulunduğu sıkıntılı ruh halinin farkındaydı. Zeynep de genel müdürlük meselesinden bahsetmişti. Bunların hepsi Can için çok suni sorunlardı.

Can, Engin’in genel müdür olmayı bu kadar çok istemesini anlayabiliyordu; onun anlayamadığı, neden Yılmaz Otomotiv’in genel müdürü olmak istediğiydi. Can da başarılı bir kariyerin hayalini kuruyordu, ancak onun için Yılmaz Otomotiv’de bu pozisyona gelmek kapana kısılmakla eşdeğerdi.

Can, reklamcılık okumak istediğini babasına ilk söylediğinde önce tepkisizlik, ardından itirazla karşılaştı. Kardeşlerden hiçbirinin üniversite tercihi bu kadar karmaşaya neden olmamıştı. Bülent Yılmaz, oğlunun bir iş yerini yönetmeyi öğreneceği üniversite bölümlerinden birinde okumasını istiyordu. Mühendislikle ilgili tüm olasılıklar zaten lisede fen bölümünü seçmemesiyle elenmişti. Babası için ha reklamcılık okumuşsun ha üniversite hayatını boşa harcamışsın hiçbir farkı yoktu.

Can, bölümünü oldukça istekli olarak seçti. E-ticaretin, sosyal medyanın, interaktif oyunların, elektronik çağın gereği olan tüm araç ve gereçlerin döneminde doğan çocuklardandı. Bilgisayar başında vakit geçirmeye her zaman düşkün olmuştu. Çok oyun oynar, video izler, bilmediği konuları tamamen anlayarak öğreninceye kadar yorulmadan ve usanmadan internette araştırırdı. Konuya olan ilgisi, lise döneminde dahi izlediği reklamların ve sosyal medya kampanyalarının değerini anlayabilecek kadar yüksekti. Okuduğu bölümün ona öğreteceklerine hazırdı; dahası bunun için heyecanlıydı da.

Üniversite döneminde Türkiye’deki şanslı azınlıktandı. Gerçekten istediği bölümü seçmiş, ilgi alanında öğrenim görmüş, ders çalışmaktan keyif almıştı. Reklamcılıkla insan psikolojisi arasındaki bağlantı, iyi bir reklamın arkasındaki emek, bir viral çalışmanın amacına ulaşarak milyonlarca insan tarafından izlenmesinin arka planında yatan tüm süreçler onu büyülüyordu. Hobisini mesleğe dönüştürmekte kararlıydı. 

Babasının büyük bir şirketi olması onu iş arayan milyonlarca insanın bir anda önüne geçirdiği için de şanslıydı. Ancak Can kendini o kadar da şanslı hissetmiyordu. Şirket, hatırlayabildiği kadar uzun süredir omuzlarında yük hissi veriyordu. Çok küçükken babasının evde hep iş konuşması, lisedeyken Engin’in de hemen aile şirketinde işe başlayarak babasına katılması; lisenin sonlarına yaklaşırken de babasının kendisini de yanında çalışmak üzere beklediğini hissettiren konuşmalarının sıklaşmasıyla bu yük giderek ağırlaşıyordu. 

Çatışmayı sevmeyen bir karakter yapısına sahip olduğu için babasıyla hiçbir zaman açık açık konuşmadı. Tavırlarının, konuşmalarının, bahsettiği gelecek hayallerinin babası için yeterince açıklayıcı olduğunu düşünüyordu. Ancak babasının insan duygularını okumak, anlamak, yorumlamak ve buna göre davranmak konusundaki başarısızlığını bu sırada göz ardı ediyordu. Dört sene geride kalıp üniversite bittiğinde, konuşulmamış gerçekler aralarında dağ boyutunu aldı. 

Can işe başlangıcını erteleyebileceği kadar ertelemekte kararlıydı ama Burak Atalay’ın ani işe başlangıcı planlarını sekteye uğrattı. Babası ondan bugün özellikle işe gelmesini istemişti. Son zamanlarda aralarındaki ilişki pasif agresif bir hal almıştı. Babası, Can mezun olduğundan beri kendi isteğiyle ofise gelsin diye bekleyerek bu konuyu açmıyor, Can ise aynı evin içinde babasıyla köşe kapmaca oynuyordu. Bu konuşulmamış durumun varlığı baba oğul ilişkilerine de yansıyor, konuşmaktan keyif aldıkları konularda bile artık konuşmaktan kaçınıyorlardı. Evdeki görünmez gerilim, Can’ın kendi evine çıkma isteğini de artırıyordu. Tabi bunu yapması için önce kendi parasını kazanması gerekiyordu; kendi parasını kazanması içinse bir işe girmesi. Bir işe girebilmesi için de artık babasına şirkette çalışmayı hiç düşünmediğini söylemesi…

Eşi Seda ve kızı Zeynep’in araya girmeleri, Bahadır’ın da abisini ikna etmek için uzun uzun konuşmalarıyla Bülent Yılmaz üniversite tercihleri konusunda Can’a karışmamayı kabul etti. Belki de gerçekten Can’ın okuduğu bölüm şirkete yeni bir vizyon getirirdi. Sosyal medya ve dijital pazarlama için çalıştıkları bir ajans vardı, ancak Yılmaz Otomotiv’in çalışanları arasında bu alanlarda etkin bir kişi yoktu. Bu yüzden ajansın yaptığı çalışmaları da çok doğru şekilde değerlendiremiyorlardı. Can, reklamcılık bölümünden öğrendiklerini Yılmaz Otomotiv’in pazarlama departmanının başına geçmek için kullanabilirdi.

Bülent Yılmaz yolda giderken, yanında oturan oğlu Can’ın şirkette hangi pozisyona geleceğini değil, yeni genel müdürü Burak’ın işe uyum sağlayıp sağlayamayacağını düşünüyordu. Şimdiye kadar hiç denemediği bir yöntemi denemişti. Burak Atalay, onun bugüne kadar genel müdürlük pozisyonuna getirmeyi düşündüğü herkesten hem yaşça daha küçüktü hem de rütbe anlamında daha tecrübesizdi. Bu kararı verirken Bahadır’la Elif’in yönlendirmeleri etkili olmuştu. Sağ kolu Aykut Batman ise hiçbiriyle aynı fikirde değildi. Genel müdürlük pozisyonunun gerekliliğine ikna olmuştu olmasına ama Burak’ın bu pozisyon için doğru kişi olmadığını düşünüyordu. Bülent bu kez onu dinlememeye karar vermişti.

Burak onun için şirketin yeni yüzünü temsil ediyordu. Genç, dinamik, değişikliğe açık… İlerlemek, gelişmek, büyümek ve bugüne kadar çoktan gelmiş olmaları gereken noktaya ulaşmak için artık bir şeyleri daha farklı yapmaları gerekiyordu. Bahadır’la ikisi değişim gerekliliğinin bir süredir farkındaydılar ama halihazırda işlemekte olan bir operasyonda köklü değişiklikler yapmak, özellikle de diğer işlerinin yanında bu değişiklikleri planlamak, uygulamaya geçirmek ve insanların bu değişimlere direnmelerine karşın sürecin devamını getirmek zordu, hatta neredeyse imkânsızdı. Burak’ın istediği değişimi yaratması sadece büyümek ve gelişmek için değil, şirketin ayakta kalması için kritik önem taşıyordu…

* * *

Aile şirketlerin babalar ve oğulları ayrı bir konu olarak karşımıza çıkıyor.  Tabii ki aile içi ilişki dinamikleri, aile yapısı, iş alanı gibi bir sürü değişken faktör var ve bu faktörlerden dolayı da bu konuya verilebilecek kesin bir cevap olamaz.* Lakin en doğru noktayı ve anlayışı yakalayabilmek için sorulacak güzel sorular olduğunu düşünüyorum.

Baba açısından düşünürsek:

  • Onun için işin anlamı nedir?
  • Başlangıç noktasındaki motivasyon ne idi?
  • Bu işi inşa etmek için ne gibi fedakârlıklar yaparak bugüne geldi?
  • Bugüne gelene kadar kendisine çıkardığı dersler ve öğretiler neler?
  • Sürdürülebilir bir işletme kurmak için hangi engelleri aştı? 
  • İşini hayatının neresine konumlandırıyor ve bir gün işle ilgili yapacak bir şeyi kalmadığını düşündüğünde ne olacak?

Oğlu açısından duruma bakarsak:

  • Onu ne motive eder? 
  • Kendisiyle ilgili hayalleri neler?
  • Düşüncelerini, vizyonunu net bir şekilde ortaya koyabilmek için neye ihtiyacı var?
  • Korkuları, kaygıları, cesareti nelerle ilintili?

Bu soruların cevapları ama net ve dürüst cevapları her iki taraf için de genellikle birbirlerinin bilinmeyenleri oluyor. Bu yüzden gerçek bir hizalanma -arabulucu olmadan- şart.

 

*Rick Raymond tarafından Eylül 2017 yılında www.thefamilybusinessleader.com için yazılmış makaleden esinlenilmiştir. 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER