Ayrılığı unut! Birlik’te umut!

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

İran’da genç bir kadın başörtüsünü kurallara uygun takmadığı gerekçesiyle darp edilip hayatını kaybediyor. Güzel ülkemde kadın cinayetleri işlenmeye devam ediyor. Boşanma sonrası birçok kadın korkuyla yaşıyor. Daha fazlası korkudan boşanamıyor. Bırakın boşanmayı, sevgilisinden ayrılmaya korkan genç kızlarımız var. Görüntülere, haberlere insanın canı dayanmıyor. 

Burada bir dengesizlik, bir hastalık, kanayan bir yara var. Adalet her şeyin üzerinde ve elbette ki adalete güveneceğiz. Ancak doğası gereği, adalet çıkan sonuca müdahale ediyor. Bu sonucu ortaya çıkaran sebepler kısmıyla ilgili toplumun eğitilmesi başka bir sorumluluk alanı. Peki, bireysel olarak nereye bakalım, sonuca tepki vermek dışında, sebepleri dönüştürmek için kişisel gelişim bakış açısıyla neler yapabiliriz?

Cinsiyet ayrımcılığından insan olma bilincine

Kadınlar korkuyla yaşıyor. Kadınlar, kadın oldukları için baskılanıyorlar. Kadınlar, kadın olmaktan vazgeçerek hayatta kalmaya çabalıyorlar. Kadınlar, erkeklerle eşit haklara sahip oldukları öne sürülen alanlarda, güçlü olmak adına, öğrenilmiş bilinçaltı kalıplarını istem dışı devreye alıyorlar ve dişil enerjilerini dondurup kendilerinde var olan eril yöne yükleniyorlar.

Bazılarımız diyebilir ki, bu benim gerçeğim değil. Gerçeğimizde bu olmasaydı, tüm bu ilkellikle, cehaletle gelen deneyimlere şahitlik etmezdik.  

Çok güçlü kadınlarla çalışıyorum. Modern kadınlarla. Atatürk kadınlarıyla. Sadece Türklerle değil, çok sayıda yabancı kadın danışanım var. Kimisi Amerikalı, kimisi Kanadalı, kimisi Avrupalı… Şu anda kim olduğumuzdan, hangi ülkeye, hangi kültüre doğduğumuzdan bağımsız, bilinçaltımızda atalarımızdan, kadınların ortak kolektif hatırasından gelen birçok inanç kalıbı var. Ve bunların biz kadınların bugününü nasıl etkilediğini gördükçe hayrete düşüyorum. İstiyorum ki, bir an evvel yüksek bir bilinç evresine geçelim ve bu kalıplardan kolaylıkla özgürleşerek geleceğimize sevgiyle kadın erkek demeden hep birlikte ilerleyelim. 

Sorumluluk bilinci

Peki, etrafımda olan, doğrudan içerisinde olduğum ya da olmadığım ancak hayatıma yansıyan sahnelerle ilgili nasıl bir bilinç geliştirebilirim?

Birinci dereceden hayatıma etki etsin etmesin, olumsuz bir tablo ile karşılaştığımda, bu benim yaşam sahnemdeyse soruyorum yüce ilahi zekâya: Allahım, ben bu sahneyi hayatımda neden yaratmış ve şahitlik ediyor olabilirim?  Neyi dönüştürürsem bu deneyim iyileşir, tamamlanır, dönüşür? Sistem hangi erdemleri öğrenmemi istiyor? Burada gerçekte olan nedir, anlat bana, benim anlayabileceğim şekilde göster bana…

Tanrı, İlahi Zekâ, Evren, Yaratıcı Enerji, The Force… Tüm isimlerden bağımsız, sistem bizimle konuşuyor, anlatıyor, yol gösteriyor. Tüm bunlar yakın vakte kadar ütopik görünse de artık değil. Nasıl yapabileceğinizi seçiminiz olursa, keyifle öğretirim.

Bazen anladığına kabul vermek, insan üstü bir hal gerektiriyor. Biz de anlamış gibi yapıyoruz.

Yine de, ne olursa olsun ilerlemek mümkün. İnsanın tekâmül süreci ilerlemeyi gerektiriyor. Sistem dualite’ler üzerine inşa edilmiş. En uç bir deneyim, diğer ucu doğası gereği doğuruyor. Sarkaç sallanıyor, sallanıyor ve bir noktada dengeye geliyor. 

Burada mağdur durumda olan çoğunlukla kadınlar olsa da, bu deneyime sebep olan erkeklerdir, demek bana göre çok kısıtlayan, yapıcı olmayan ayrımcı bir bakış açısı. Bu bakış açısıyla psikolojideki drama üçgeninin tam da ortasına düşmüş oluyoruz. Ortada bir kurban bir de zalim olunca kurtarıcının ortaya çıkması gerekiyor ki durum çözüme kavuşsun. Ama biliyoruz ki drama üçgeninde kalmak, döngüyü devam ettirir. Artık döngüleri tamamlama sorumluluğunu almak vaktidir. Sorumluluk bilinciyle hareket etmek iradeyle mümkündür. 

Aklımızı kalbimizle toparlayıp zihnin oyunlarına gelmeden bir hareketi en sağlıklı nereden başlatırız? 

Olduğumuz yerden başlamak her zaman yeterlidir. Olduğumuz yerde hâkimiyet, parçadan bütüne etki eder. Biraz kavrayış, biraz anlayışla cesaret ve kararlılıkla yola çıkmak hayatta her şeyi mümkün kılar.

O vakit, cinsiyete göre ayrım yapan bilinç neye hizmet etmek üzere oluştu?
Her insanın doğalında var olan eril ve dişil yönün birbirinden uzaklaşması, kuvvetlerin bölünmesidir. Bir insanın eril ve dişil yönleri tamamen dengede olduğunda, bu kişi sonsuz potansiyeline açılır. Erilin ve dişilin kavuşumunda ilahi aşkla doğan bir dans hali vardır. Bu dansın ışığında bölünmez bir bütünlük, tevhit, sonsuz bir kudretle sınırsız kaynaklara erişim, yaratım vardır. Bilincin evrelerinden geçerek süper bilinç evresine ulaşan insan, en yüksek potansiyelinde olur. Dolayısıyla, ayrılık zannında olan bir kişi kendinde hep bir eksiklik hali hisseder. Gücü sadece sonsuz kudretinin gölgesinde kalabilir. Ruhun ve kalbin bildiği sonsuz varlığına yol almaktır yolculuğu. Yola çıkmak ferahlatır. İnkâr ve direnç ise sıkıştırır. Direnç, değişimin önünde en büyük engeldir ama aynı zamanda da direncin doğduğu noktada hep bir karşıt güç doğar. Radikal kendi karşıt radikalini doğurur. Çünkü sistem her zaman denge için çalışır. 

Demek ki, dışarıda cinsiyete göre ayrım yapan bir zihniyetin sebebi, içeride eril ve dişilin ayrılık zannından doğan melodramdır. Bunun sonucu, sonsuz kudretin yönsüz bir güce, bolluğun bereketin kıt bilince, hazzın acıya sıkışmasıdır. Bu gerçekten çok akıldışı ve çok acı ve trajikomiktir. Ve daha da endişelendirici olan, bu sıkışmışlığın bedensel, ruhsal, toplumsal, global bir bulaşıcı hastalığa dönüşmüş olmasıdır. Binlerce yılda oluşan bu hastalığın tedavisi süper sıçrayışla mümkündür. Ve şimdi beklediğimiz vakit geldi!

Nasıl arayacağız? Nerelere bakacağız?

İnsanoğlu önce kendi ışığından korkmuş. Işığı gizlemiş. Sonra sakladığı yeri unutmuş. Ruhunun tanıdığını bilinci hatırlamasa da, kalbi onu düşürmüş yollara, kendini aramış durmuş… 

1-Giriş kapısına bak. Annemizin rahminde başlayan ve doğumumuzla dünyaya adım attığımız ilk kapı rahimdir. Rahim, annedir. Rahim, besleyen, kucaklayan, büyüten, koruyan, yaratandır.  Rahim, ilahi dişil enerjidir. Bu durumda, bizim ilahi dişil ile kurduğumuz ilk bağ da annemizle kurduğumuz bağ üzerinden gelişir. Annemizle kurduğumuz bağın sağlıklı oluşu, bizim ilahi sistem üzerinden koşulsuz bir sevgiyle beslenmemiz anlamına gelir. Koşulsuz sevildiğini bilenin kendisi ile ilgili değer algısı sağlıklı olarak oturur ve varoluşun ona sunmak istediği hediyeleri almak üzere kendisini açar. Sevgiyi alabilen, sürekli olarak beslendiğini bildiği sonsuz bir bolluk ve bereketin içindedir. İlahi dişil enerjiyi kesintisiz olarak alabilen kişi bu enerji ile barış içindedir. Hayatında karşısına çıkan insanlara anlayışla, şefkatle bakmayı bilir.

Dolayısıyla, cinsiyetimiz ne olursa olsun, annelerimizle kurduğumuz bağ üzerinden akan enerji eğer ki çok sağlıklı bir şekilde bize akamadıysa, bu konu özelinde kişisel gelişim çalışmaları yapıp kendimizi ilahi dişil enerjiye açmak, hayatımızda sıkışmış birçok alanın dönüşmesine yardımcı olacaktır. Eğer ki anne kimliğimiz varsa, çocuklarımızla kurduğumuz bağın sağlıklı olması için farkındalık geliştirmek, kendi kadın atalarımızla enerji alanı çalışmaları yapmak, onların bu besleyen enerjiyi daha çok hissetmelerine, koşullanmalar olmadan kendilerinde hak görerek beslenmelerine yardımcı olacak, böylece yaşamlarında doyumu daha çok deneyimlemelerine alan açılacaktır.

Koşulsuz bir sevgiyle kabulü ve beslenmeyi bilmeyen besleyemez. Beslenemeyen sonsuz kaynaklara erişimde sıkıntı yaşadığı için köklenemez. Köklenemeyen huzur bulamaz. Huzur bulamayan uyum sağlayamaz. Uyum sağlayamayan kızgındır. Ve her bir sebep hem bireysel hem sistemsel sağlıksız sonuç oluşturmaya devam eder. 

2- Eril enerjiyle bizi ilk tanıştıran babamızdır. Babamızla ilgili algımız ondan bize akmak isteyen eril enerjiye kabulümüze etki eder. Sağlıklı bir eril enerji yaşama hâkimdir, irade sahibidir. Doğal bir vizyonla yönleri okur ve hedefe doğru kararlılıkla ilerler. Onun bu eminliği insanın kalbine güven verir. Tam bir lider kimliğine sahiptir. Dişil enerjinin kutsiyetini bilir. Onun besleyen sonsuz varlığını sürdürmesi, sağlıklı yaratımlar yapması, esneklikle sevgiyle sonsuz ışığını yansıtması için onu gözetler, destekler ve korur.

Böyle bir enerjide, dişil yönün nasıl parladığını hayal edebiliyor musunuz? Ortaya nasıl cevherlerin çıkmasının mümkün olduğunu görebiliyor musun? Aşk, budur! İlahisi, beşerisi, sonsuz bir birliğin muhteşem dansıdır, akışın kendisidir. Anın derinleşmesi, genişlemesi ve her şey olurken hiç olmasıdır. 

İdealimiz böyle olsa da, hayata başladığımız noktada hem eril enerjinin hem de dişil enerjinin kesintisiz sağlıklı akışı konusunda o kadar da şanslı olamamış olabiliriz. Bundan sebep, eğer ki annemizde ve babamızda reddettiğimiz yönler varsa, onlardan bize akmak isteyen enerjinin tüm versiyonlarını reddedişle bazı güzel yönleri kaçırabiliriz. Öyleyse, yapılacaklar listesinde, annemizde ve babamızda gördüğümüz erdemler neler olabilir, bunları fark edelim. Fark etmek kabulün başlangıcıdır. Hiç kimse tamamen kötü hiç kimse tamamen iyi değildir. İnsan olmanın gereği dengede olan ve olmayan yönlerimiz vardır. Öyleyse, önce bize akmak isteyen hediyelerde dengede olan neler var, onları alalım ve otantik kişiliğimizle harmanlayalım. Anne babadan sonra, onların annesi ve babalarına geçerek, daha fazla erdem toplayalım, sevgiyle kabul edelim. Listemizin git gide zenginleştiğini, soyağacımızdan bize verilen nice miraslar olduğunu fark edeceğiz. Bir insanın ailesinden gelen kudreti fark etmesi, onurlandırması ve kabul etmesi ne büyük zenginliktir. 

Kendi varlığımızda dengeyi deneyimlemek üzere en yakından, anneden ve babadan başlamak, en sade ve en etkili formüldür. Kişisel gelişim diye adlandırdığımız kavram, aslında en gelişmiş halimize yol almak üzere çıktığımız yoldaki deneyimler toplamıdır. Gelişmiş dediğimiz hal ise erilimizin dişilimizin dengede ve tam kavuşumda olduğu haldir. Hal bu olunca geriye bir çatışma kalmaz. 

 

Bir toplumda içsel çatışma yaşayanların sayısı ne kadar azsa, toplumun refahı o kadar yüksektir. Dolayısıyla, mutluluğun formülü; içsel çatışmaları artık tamamlamak, sağ ve sol beynimiz dengede, erilimiz dişilimiz birlenmiş kudrette, arayışta değil akışta olabilmektir. 

Unutmayın ki, bir tek insanın büyük bir etki alanı vardır. Toplumu oluşturan bireyler kendi içsel süreçlerinde yol aldıkça, toplum parıldar. Işık hep insanın içini ısıtmıştır. Romantik son gibi görünse de, içsel ve dışsal ayrımların bittiği nokta tam da bu andadır.

Aşk’la…

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER