Aşk mı, diyet mi?

BAHAR SOYSAL
Latest posts by BAHAR SOYSAL (see all)

Diyeceksiniz ki, aşk ve diyet aynı başlıkta buluşur mu?..

Eee! Yaz geldi. Danışılan, çalışılan konularda mevsimsellik kendisini gösterdi. 

Kadın danışanlarımla bu dönemde çalıştığımız konular arasında mevsimselliğin etkisiyle aşk, dişil enerjiyi aktive etme, ideal kilomuza uyumlanma konuları daha çok öne çıktı. Erkek danışanlarımda ise küreselliğin etkisi daha baskın; daha çok bolluk, bereket, yatırımlara yön verme konularını çalışıyoruz. 

“Birbirinden bu kadar bağımsız konuyu nasıl çalışıyorsunuz?” diye soracak olursanız, benim uzmanlığım enerji alanını okumak, yeni oluşum için enerjiyi dönüştürmek, kişinin irade geliştirerek enerjiye yeni bir yön verebilmesi için rehberlik etmek. Yani ben bir spiritüel enerji okur yazarıyım ve her türlü enerjiyi, özellikle de eril ve dişil yönlerimizin hikâyesini danışanlarımın alanlarında okumaya, onları yakınlaştırarak, yeniden sağlıklı bağ kurmaları için çalışarak, birlikte daha kudretli oluş hallerine şahitlik etmeye bayılıyorum. Anlayacağınız, konu ne olursa olsun, her şey Aşk’tan! Tüm konu eril ve dişil yönlerimizin bitmeyen hikâyesi ve bir anlık bir kavuşum anları üzerine. Ve hayatı capcanlı tutan da onların arasında süregelen, bizi büyüten bu dinamik ilişki. Öylesine büyüleyici bir etki ki, bizim kendimizle kurduğumuz, içinde bulunduğumuz tüm sistemlerle kurduğumuz ilişkinin temel modeli, bizdeki eril ve dişil yönün nasıl yapılandığı ve işlediği üzerine kurulu. Demek ki, bizdeki model farklı versiyon ve dinamikleriyle tüm sistemimizde yayın yapıyor. Yayının kaynağı bizsek, kaynakta değişim yapma ve yayına etki etme yetkimiz de var. Öyleyse, bu yetkiyi nasıl kullanacağımızı öğrenip yetkinliğe çevirince hayat sahnemize bilinçli yön verebiliyoruz.

 Genelde gözlemlediğim, kadınlar müthiş yaratım enerjileriyle asla hayallerinden vazgeçmiyorlar. Sezgisellikleri ile ruhun bilgeliğini, özü bedene indirmenin, her birimizde, cinsiyetten bağımsız olarak var olan iki yönün, erilin ve dişilin, birleşmesiyle mümkün olduğunun içgüdüsel olarak bilincindeler. Bunun için rahimlerini şifalandırarak yeniye alan açıyorlar ki, baharda açan çiçekler meyvelerini versin. 

Erkekler ise daha çok sistem kurmaya, sistemi korumaya, yani omurgaya odaklılar. Çünkü onlar da içgüdüsel olarak biliyorlar ki, hayaller, iyi işleyen bir sistemin var olduğu yerde daha da güçlenebilir, uçsuz bucaksız, neşe dolu, daha inovatif olabilir ve sistemin parçası olarak gerçekleştirilebilir. Yani dişil yönün kendini gerçekleştirmesi için güvenli bir alan, koruma sağlıyorlar. “Her şey bir hayalle başladı” denir ya, işte o hayali besleyen ilk kıvılcım dişil yönümüz, hayali ateşle var eden eril yönümüz.

Biri diğerinden önemli mi?
Biri diğerinden üstün mü?
Asla! Biri olmadan diğeri anlam bulamaz.

Biri sağlıksız işleyişinde olduğunda ya da biri diğeri gibi davranmaya başladığında denge bozulur.

Dengenin olmadığı yerde ne sağlık olur, ne aşk olur, ne de para… 

Bu arada para dediğimiz enerji bolluk ve bereketin, neşeyle sevgiyle güvenle gelen küçücük bir kısmıdır. Pandemi dönemi bize gerçekte bolluk bereketin ne olduğunu biraz olsun hatırlattı. Bunu da başka bir yazımızda dillendirelim ancak sağlığın altını şimdiden çizelim. Ruh ve beden sağlımızın kıymetini bilelim.

Demek ki, dengenin olmadığı yerde sağlık elden gidiyor. Bedeninin ideal ritmiyle uyumlu olan kişi sağlıklıdır, ideal ritmiyle yaşamı deneyimlediği sağlıklı kilosundadır. 

Demek ki, bedenin kendi idealini yaşayamama hali de bir denge sorunu. 

Öyleyse, konumuz ister aşk, ister para, ister ideal kilo olsun, dönüp dolaşıp geldiğimiz yer, benim en sevdiğim alan, eril ve dişil denge… 

Ebeveynlerimizden gelen akışa kabul vermek

Eril ve dişil yönlerimiz, cinsiyetimizden bağımsız, her birimizde bulunan yönlerdir. Bizde var olan enerjilerin işleyişi, aralarındaki iletişim ve ilişki her nasılsa, yaşam oyunumuza yansıyan her bir sahne de bu ilişkilerin bir ayna yansımasıdır. Hani denir ya “İçeride ne varsa dışarıda o var” diye, eril ve dişil yönlerimiz de bizim enerji alanımızdaki kayıtlar üzerinden yaşam perdemize yansır. Yaşamımızda olan bizim için çok tatmin edici değilse, içeriye dönmek, bakmak, bu yaratımdaki sorumluluğumuzu alarak;

“Ben bu sahneyi nasıl ve neden yaratmış olabilirim? 

Bu sahneler bana ne öğretiyor? 

Şimdi bunu nasıl dönüştürebilirim?”

gibi sorularla iradeyi ele alıp yeni sahneler yaratmak üzerine harekete geçebiliriz.

Başlangıç noktası olarak ilk etapta annemizle ve babamızla olan ilişkimize farklı bir bakış açısı getirebiliriz. Annemizden dişil enerjimizin temellerini, babamızdan eril enerjimizin temellerini alırız. Ebeveynlerimizle olan sağlıklı ilişkilerimiz bize bu enerjilerin daha sağlıklı akmasını sağlarken, onlarla kurduğumuz ilk bağların sorunlu oluşu bizde bu akışı zaman zaman kesintiye uğratır.

Örneğin, babası çok öfkeli olan bir çocuk babasının öfkesinden kendisini korumak için babası ile gelen eril enerji paketinin tamamını reddetme eğilimi içinde olabilir. Dolayısıyla, babasından gelen sevgi dahil olmak üzere tüm güzel erdemler, öfkenin gölgesinde görünmeyebilir. Babayla ilgili her şeyi reddetme eğilimi, eril enerjinin sağlıklı işleyişini kesintiye uğratabilir. Oysa ki, bu öfkeyi biraz geriye çektiğimizde, bambaşka bir resim ortaya çıkabilir ve kişinin eril enerji ile olan ilişkisi bambaşka bir şekilde evrilebilir.

Tam da bu noktada canım babacığımı anma vaktidir. Kişisel gelişim konularına merak salıp kendi dünyama derin dalışlar yapmaya başladığım ilk vakitler, derdim hep babamlaydı. Babam da aynı bu profilde aktardığım gibi her an patlamaya hazır barut kıvamında, kendi içinde bu enerjiyle savaşan adı da Savaş olan, o öfkeyi kaldırıp altına baktığımda kalbi pamuk gibi sonsuz bir sevgiyle dolu, son derece hümanist bir insandı. Zamanla babamın gerçeğini daha derinden anlayıp ona kabul verdiğimde, reddettiğim paketin altındaki erdemler görünür oldu. Burada bir hazine yatmaktaydı. Mert, kararlı, adil, emin, cesur, dürüst, koruyan kollayan, bilge ve lider bir eril orada duruyordu. Babamın yakan öfke enerjisinin ne denli büyük bir güç olduğunu, bu enerjiyi kendimde sağlıklı, sınırları koruyan, hareket ettiren bir enerjiye nasıl dönüştüreceğimi uzun süre çalıştım. Dolayısıyla, bir babanın eril yönünden akan erdemleri görmek, kişinin kendisine otorite olarak kabul verip bu yaşamda güvenle köklenmesi, sağlıklı bir şekilde sınırlarını belirlemesi ve harekete geçebilmesi için çok önemlidir. İçerideki potansiyel yıkıcı eril böylelikle sağlıklı erile dönüşür. Sağlıklı eril bolluktur, sonsuz kaynaklardan haberdar olan, sonsuz kaynaklara erişimi olandır.

Dolayısıyla, sizlere önerim: 

Anneniz ve babanızla ilgili hoşunuza gitmeyen yönler olabilir. Bu kısmı biraz kenara çekip paketin içinde neler var, araştırmacı bir gözle tekrar bakın. 

  • Bu hoşa gitmeyen yönlerin gölgesinde kalmış, size onlardan aktarılan yüce erdemler hangileri olabilir?
  • Bunlara kabul verdiğinizde, yaşamınızda neler çok daha kolay olur?
  • Bu yönleri alsanız ve kendi özgün kimliğinizle yeniden yorumlasanız, bu hayatta neler yaratırsınız?

Annesi çok otoriter ve dominant olan bir çocuk bazı durumlarda annesinin besleyici enerjisini koşulsuz olarak tamamen alamamış, belirli koşulların sağlanması durumunda sevgiyi, ilgiyi alabileceğine dair inançlarını pekiştirecek deneyimler yaşamış olabilir. Daha derine indiğimizde, annenin atalardan bu yana oluşan aile sistemi hikâyesinde, erile güvenini kaybetmiş dişil yönün kendisini güvende tutmak üzere geliştirdiği bir korunma mekanizmasının sonucu olarak dişil yönünü baskıladığının, erilin daha güçlü olduğu inancıyla onun rolüne soyunduğunun hikâyesine rastlayabiliriz. Baskılanan dişil yön, hayatın cıvıltısının da geri plana atılmasına, kapsayan, yaratan rahmin pasif hale gelmesine sebep olmuş olabilir. Böyle bir ortamda, kendi alanında rahatı bozulan, neşeyi unutan eril de gerginleşir. Dişilin ve erilin uyumu bozulduğunda, denge bozulur. 

İçsel olarak erilinde ve dişilinde dengesiz deneyimin sonucunda, anne sevgisini çocuğuna tam olarak yansıtamayabilir. Çocuk anne besininden alabilmek için annesinin koşullarını yerine getirmeye, onu memnun etmeye çalışabilir. Bu durum bir yandan anneye içsel kızgınlığa dönüşürken bir yandan da sistemimiz anne besinine muhtaçtır. Koşullara bağlı olduğu hissedilen sevgi, zamanla büyüyen çocuğun yine koşullara bağlı olarak kendisini sevgiye layık görmesine, dolayısıyla kendisine öz şefkat göstermekten kaçınmasına, kendisine karşı katı acımasız bir tutumda olmasına sebep olabilir. 

Bir danışanım bana demişti ki: “Her türlü besini yemeden durabilirim ama pastaya dayanamıyorum. Üstelik bir dilim de değil, oturup bir pastayı bitirinceye kadar yiyorum.” Kendisinin enerji alanında çalıştığımızda bulduğumuz resim, ikimizi de hem şaşırtıp hem de hüzünlendirmişti. Çocukluğunda annesinin onu tek takdir ettiği ve ailenin sevgiyle bir araya geldiği vakitler hep annesinin yaptığı pastanın etrafında toplaştıkları zamanlardı. Ne kadar çok yerse annesinin o kadar çok hoşuna gidiyordu. Zaman geçmişti. Çocuk büyüyüp kocaman bir kadın olmuştu ancak annesinin sevgisini bir dilim pastada arayan kız çocuğu da onunla beraber büyümüştü.

Hepimiz insanız. Her birimizin farklı hikâyeleri, her birimizin kalp kırıklıkları, tutulmamış yasları, içeride birikmiş öfkesi var. Aynı zamanda, çok daha fazlasıyla, yaşanmış güzel sevinçlerimiz, yaşamımız boyunca geliştirdiğimiz erdemlerimiz ve umutlarımız var.

İçeride tuttuğumuz ve hayatta bizi biz olmaktan alıkoyan ne varsa, hepsi dönüştürülebilir. Yeter ki, biraz olsun güvenelim, inanalım ve kendimize şefkatli olalım. İçimizdeki çocuk her durumda, hiçbir ön koşulu gerçekleştirmeden, sadece var olduğu için sevilmeye layık olduğunu bilmek istiyor. Siz kendinizi böylesine koşulsuz, olduğunuz gibi sevebilir misiniz?

  • İlahi olan rahmin bizi her an sevgiyle, kesintisiz ve koşulsuz olarak besliyor olduğunu bilmek hayatımızda ne yaratır?
  • Sevginin bize kesintisiz olarak akıtıldığını bilmek, duygusal açlıklarımızdan bizi nasıl özgürleştirir?
  • Koşulsuz sevilmeye layık olduğumuzu bilmek, bu sevgiyi kendimize göstermek, sistemden bize sonsuz sevginin akması için kimleri, hangi yolları vekil kılar?

Sevgi akıştır. Kendimizi sevmek, bize sistemden akmak isteyen sonsuz sevginin her formda, anda akmasını, akanın çoğalmasını sağlar. Güvende hisseden, huzura eren rahmiyle besleyen, yaratan dişil enerji ile bereket görünür olur.

Anlatacak, konuşacak ne çok ortak konumuz var. İnsan olmak böyle bir şey. Birimiz diğerimizden ayrı değiliz. Büyük bir sistemin içinde, bağımsız görünen ancak birbirine aynı zamanda bağlı, olduğu noktayı aydınlatan sonsuz biricik ışık varlıklarız. Her birimizin ışığının daha çok parlaması ve her bir ışığın eşzamanlı yanması nasıl bir deneyim, nasıl bir görsel şölendir. Şimdi bu şölen için hep birlikte hazırlık vakti…

Sevgiyle, sağlıcakla kalın.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER