Aramızda kaç ‘Cassandra’ var?

AYLİN LÖLE
Latest posts by AYLİN LÖLE (see all)

“Neşeli bir feminist olmak isterdim fakat çok öfkeliydim” demişti ünlü yönetmen Agnes Varda…

Haksız sayılmaz… Neden mi? Hemen söyleyelim. Dünya Bankası’nın 2022 tahmini, bu yıl 3.3 milyar insanın günlük 5.50 dolarlık yoksulluk sınırının altında yaşayacağı ve bu rakamın insanlığın yarısına yaklaşacağı yönünde. Sizce bu öfkelenmek için yeterli değil mi?

Cevabınız ‘Hayır’ ise biraz daha devam edelim o zaman.

SU CSR Danışmanlık Genel Müdürü Asya Deniz Akyol, Oxfam 2022 First Crisis, Then Catastropne brifingine göre, G-20 liderleri, IMF ve Dünya Bankası derhal harekete geçmedikçe enflasyon, eşitsizlik ve Covid-19 krizleri 2022’de çeyrek milyardan fazla insanı aşırı yoksulluğa itebilir uyarısında bulunduğunu hatırlatıyor bizlere. 

“Gıda fiyatlarındaki mevcut artışın bu felaketi tetiklemesi öngörülürken, FAO’nun tahminleri de 827 milyon insanın 2022’de yetersiz beslenebilir” diyen Akyol, ekliyor: “Dünya Bankası 2022’de 3.3 milyar insanın günlük 5.50 dolarlık yoksulluk sınırının altında yaşayacağı ve insanlığın yarısına yaklaşacağını tahmin ediyor. İklim çöküşü, savaş, çatışma ve küresel olarak başarısız bir ekonomik sistem, 42 ülkede hali hazırda 161 milyondan fazla insanın akut açlıktan mustarip olduğu anlamına geliyor.”

Bu tablodan en çok etkilenenlerin yine kadınlar, çocuklar, engelliler, göçmenler, LGBT+İ bireyler, özetle ‘kırılgan grupların’ olduğunu söylemek için ‘Cassandra’* olmaya gerek var mı? 

Bilim insanları, araştırmacılar, sivil toplum kuruluşları yıllardır bu tehlikelere dikkat çekiyor. Ama tüm dünya ‘Cassandra Sendromu’na tutulmuşçasına duymazdan, görmezden, bilmezden gelmeye devam ediyor. Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın (KEDV) da üyesi olduğu uluslararası Oxfam Konfederasyonu tarafından yayınlanan ‘Eşitsizlik Öldürür’ başlıklı rapor da bunu doğruluyor. Rapora göre pandeminin ilk iki yılında insanların yüzde 99’unun geliri azaldı ve 160 milyondan fazla kişi yoksulluğa düştü. 

Türkiye için de bu durum farklı değil: Toplumun en zengin yüzde 0.01’i, toplumun en alt yüzde 70’inden yüzde 36 daha fazla servete sahip. 2020’de toplumun alt yüzde 90’ının serveti azalırken en zengin yüzde 1’i daha da zenginleşti. Ancak toplumun büyük çoğunluğu halen pandeminin de körüklediği ekonomik kriz ve artan yaşam maliyetleriyle başa çıkmaya çalışıyor. 

TÜİK’in resmi verilerine göre, 2020’de yoksulluk oranı önceki yıllara göre artış göstererek yüzde 21.9’a çıktı; yoksul sayısı 17 milyon 921 bin kişi oldu. Aynı dönemde milli gelirden en çok pay alan yüzde 10’luk grup, en az pay alan yüzde 10’luk gruptan 15 kat fazla gelir elde etti.

Covid-19 eşitsizlikleri daha da artırıp görünür kılarken, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti de katladı, hatta kadınlardan ve kız çocuklarından daha fazla karşılıksız emek beklenmesine neden oldu. Bu dönemde toplumsal cinsiyet eşitliğine erişim süresi 99 yıldan 135 yıla çıktı. Üstelik kadınlar 2020’de toplam kazançlarından 800 milyar dolar kaybetti ve şu anda çalışan kadın sayısı 2019’a göre 13 milyon daha az. 

Peki ne yapacağız? Nasılsa mart ayını atlattık, ‘Kadınlar çiçektir’ deyip kozmetik ürünleri indirimiyle bir güzel ‘gender washing’** yaptık, bitti mi diyeceğiz?

Yoksa tüm hali hazırdaki sorunlar için, kalıcı ve samimi çözümler üretmek adına el ele mi vereceğiz?

“Ah şimdi bunlarla kim uğraşır?” diyenler içinse yeni haberlerim var.

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) tarafından S. Erdem Aytaç ve Ali Çarkoğlu’nun katkılarıyla geçtiğimiz günlerde yayınlanan Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik 2021 raporuna göre, son bir yılda sivil toplum faaliyetlerine katılım oranı yüzde 28’e ulaşmış durumda. 2019 raporunda bu oran yüzde 18’di. Gönüllülük yapma oranı ise yüzde 13’e yükseldi. Daha önce bu oran yüzde 8’di.

Araştırmada ortaya çıkan bir diğer çarpıcı başlık da şöyle: “Kuruluşlarda gönüllülük yapmanın ardında yatan sebepler.” Buna göre “Bu gönüllü çalışmanın toplumsal gelişmemize katkıda bulunması” diyenlerin oranı da yüzde 13’ten yüzde 15’e çıkmış durumda. “Bu gönüllü çalışmaya toplumun değer vermesi” diyenlerin oranı da yüzde 7’den yüzde 11’e çıkmış durumda.

Bu da gösteriyor ki, toplumsal meseleleri kendine dert edinenlerin ve buna çözüm bulmak isteyenlerin oranı artıyor.

O halde kamu otoritelerinin, özel sektör ve sivil toplumla birlikte kalıcı ve sürdürülebilir çözümlerini görme zamanı… Yoksa bir sonraki ‘özel gün’e kadar ‘yıkama yağlama’ faaliyetinden ötesini göremeyeceğiz. 

Bu arada ilk yazı için biraz neşeli bir giriş olmadı farkındayım. Ama mevzu eşitsizlik iken başka türlüsü mümkün değil yazık ki… Unutmadan tanışalım, ben Aylin. İşim gücüm ‘eşitlik’… Size bununla ilgili daha çok anlatacaklarım var. Gelecek sayı görüşmek üzere

*Cassandra Sendromu: İleri sürüldüğünde başkaları tarafından inanılmayan, sonrasında gerçekleşerek insanları şaşırtan kötü ve üzücü olaylar için kullanılan bir terimdir. İnsanlardaki kötü haber ve olayları göz ardı etme isteğini ve sonrasında gelen reddetme göz ardı etme eğilimini gösteren sendrom, adını mitolojideki geleceği görme yetisi verilen ancak hiçbir zaman doğru söylediğine inanılmayan Cassandra’dan almıştır. (Vikipedia)

**Gender Washing: Toplumsal cinsiyet eşitliği adına samimi adım atmak istemeyen, bu konu üzerinden prim yapma amaçlı ‘vitrin’ faaliyetleri yürütenler için kullanılan bir terim.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER