AQ Yeteneğimizi Nasıl Artırabiliriz?

Merhaba. Girişimciler… Çalışanlar… Öğrenciler… Çalışma hayatına yeni girmeyi planlayanlar… Aklıyla, bilgisiyle, duruş ve emeğiyle üretkenliğe destek olmayı seven herkes… Merhaba.

Limitsiz Paylaşımlar köşemizde sizlerle İstanbul, Londra, Madrid, Kiev, Lüleburgaz, Bodrum ve Amasya’daki iş ve yaşam tecrübelerimi paylaşacağım. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaptığım projelerden öğrendiğim doğru ve yanlışları yazıya döküp ilham olmaya çalışacağım. 

Kadınlığa ilham olmak, üretkenliğe ve toplumun tümüne destek olmaktır aslında. Bu köşede sadece kadınlara değil kadının önünde, arkasında, yanında ‘kadının gücüne saygı duyan’, yaşadığımız dünyaya değer katma amacıyla çalışan herkese sesleneceğim. Limitleri ve alışılagelmiş kalıpları aşarak birlikte öğrenip birlikte düşüneceğiz.

Biz, ilkokul için 6 yaşımda İstanbul’a taşınana kadar ailece babamın işi sebebiyle Lüleburgaz’da Sarımsaklı Tohum Üretme Çiftliği’nde yaşadık. 

Sarımsaklı Tohum Üretme Çiftliği o yıllarda altyapısı Alman tarım teknolojisine dayalı, köklü, üretken, iş bilir ve çalışkan kadrosuyla örnek bir tarım kuruluşuydu. Çok şey öğrendiğim, hayat görüşümün şekillenmesine katkıda bulunan eşsiz bir okuldu aynı zamanda. Mayıs 1980’de o güzel çiftlikte yaşarken 3 yaşında kabakulak oldum, yüzüm şişti, çiftlikteki arkadaşlarım özgürce sokakta oynuyorlar ben evde hasta ve mutsuz… Babam işten geldi ve benim o halimi görünce yüzümü çok şirin kedi şeklinde boyadı, bıyıklar çizdi ve dedi ki “En güzel kedi bu şişmiş yanaklarla kabakulak olunca olunur.” Bir hafta boyunca evde ben mutlu bir kedi, daha çabuk iyileşen bir çocuk ve hastalığı sevgiyle aşan bir aile ortamı…

Son yıllarda IQ ve EQ’dan sonra popüler olan ve hayatımızdaki zorluklarla baş edebilme yeteneği anlamına gelen AQ ( Adversity Quotient) ile tanıştığım güzel bir örnektir bu kedi olma hikâyem. Zorluklarla ve istemedikleri durumlarla baş edebilme yeteneği gelişmiş insanların iş ve sosyal yaşamda mutluluğa ve başarıya giden yolları nasıl açtıklarına sayısız kere tanıklık ettim. O yüzden bu ilk sayımızı AQ’muzu, zorluklarla baş edebilme yeteneğimizi nasıl artırabileceğimize dair birkaç örneğe ayırmak istiyorum. Bu konuda sizin de araştırma yapmanızı, okumanızı, gerekirse eğitimler almanızı tavsiye ederim. 

Eminim hepimiz yaşantımız boyunca iş ve özel hayatımızda bizi zorlayan, limitleyen, pes ettiren, hata yaptıran, sevdiklerimizden ve hayallerimizden uzaklaştıran üç olay sayabiliriz. Önemli olan nedir biliyor musunuz? O olay veya durum bugün olsa daha farklı yaklaşıp çözüme ulaştırabilir miyiz ya da edindiğimiz tecrübeyle bakış açımızı geliştirebilir miyiz?

GELİŞMEK İÇİN FARKLI DENEYİMLERE AÇIK OLALIM

Amerikalı nörobilimci ve yazar David Eagleman’ın kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Kitaplarında dünyaya geldiğimizde beynimizin tam olarak tamamlanmadığını o yüzden diğer hayvanlardan farklı olduğumuzu ve beynimizin yaşadığımız hayat, girdiğimiz ortamlar, maruz kaldığımız her şey tarafından nasıl programlandığını bilimsel olarak anlatır. Bilinçli ve bilinçaltı yaptığımız aktivitelerimizi yönlendiren, bakış açımızı oluşturan beynimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biri güzel ve renkli deneyimlere açık olmak, bilgi ve bilimi önemsemek, sabit fikir ve dogmalardan olabildiğince uzaklaşarak gelişime açık olmaktır. Hâlâ denemediyseniz üç ay bunun üzerinde çalışın, beynimizin karar verme, algılama ve duygusal olarak mutlu olma, olumlu bakabilme kapasitenize katkılarını değerlendirin. Her şey bir anda ve hızlıca değişmeyebilir ama başlamak yolun yarısıdır.

PRATİK YAPTIKÇA KOLAYLAŞAN ZORLUKLAR

Birkaç deneyim düşünelim: Araba kullanmak, örgü örmek, kayak yapmak, yeni doğmuş bebeği ilk defa yıkamak, yüzmek, yönetim kuruluna sunum yapmak… Herhangi bir aktiviteyi ilk defa yaptığımız veya 10’uncu kez yaptığımız arasındaki rahatlık, kendine güven ve performans farkını gözlemlemişizdir. O yüzden zorluklarla baş ederken kararlılıkla çalışmak ve denemeye devam etmek, tekrar sayımızı artırmak, bu tekrarlar sırasında yanlışlarımızdan öğrenmek, düzeltmemiz gerekenleri düzeltmek ve panik yapmadan kendimize zaman tanımayı öğrenmek çok kıymetlidir. Pratik yapmak sorumluluk almaktır. Arabanın, kayağın kontrolünü kaybetmeyi durduracağı gibi güvenli deneyimin keyfine varmamızı sağlayacaktır.

İLETİŞİM VE İNSAN AĞININ ÖNEMİ

‘Peki ilk günlerde nasıl davranmalıyız? Zaten tecrübeli olunca zorlanmayacağımızı biliyoruz’ diye düşünenler olabilir. Ben hep samimi ve akılcı iletişimin önemine inananlardanım. Bir zorluk karşısında bocalıyorsak yardım istemeyi , ‘Ben bu alanda yeniyim’ diyerek beklentiyi ayarlamayı, doğru çözüme veya kaynağa ulaşmak için deneyimli insanların tecrübesinden yararlanmayı çok önemsiyorum. Hangi işi yapıyorsak yapalım, hangi hedefe koşuyorsak koşalım önce amaç ve hedefi sonra da karşılaştığımız zorlukları iyi tanımlamak, sonra da bocaladığımız konularda tecrübesine ve iyi niyetine güvendiğimiz kişilere başvurmak çok kıymetli.

Bizzat tanıdığımız insanlardan yardım ve destek isteyebileceğimiz gibi, günümüzde dünyadaki seçkin üniversitelerin online eğitimlerine, podcast’lere, mentor ağlarına ulaşmak hatta Twitter, LinkedIn vb. platformlar aracılığıyla düşüncesini önemsediğimiz kişilere direkt mesaj atıp sorularımızı sormak artık çok daha kolay.

ZORLUĞU VEYA SORUNU BAŞKA ALANLARA TAŞIMAMAK

Bu belki de bizim toplumumuzda çok yaygın olmayan ama üzerinde düşündüğümüzde hayatımızın genel kalitesini artıran ve başarıya ulaşmayı kolaylaştıran çok önemli bir özellik. Bu davranış şeklinin artılarının lütfen farkında olun ve güzelliğini deneyimlemeye çalışın. Sorunları ‘park edip’ olayları birbirine karıştırmamak, anlaşmazlıkları kişiselleştirmemek mümkün. Bunu ben Londra’da çalışırken sıkça deneyimledim. Toplantılarda doğal olarak farklı hatta taban tabana zıt görüşler olsa da herkes sakinlikle dinliyor, not alıyor, farklı görüşü varsa dile getiriyor ve karşı fikirleri kişisel saldırı olarak almıyordu.

İş toplantılarımızda veya özel hayatımızda bizi zorlayan fikir ve karşıt görüşlerle karşılaştığımızda şöyle davranabiliriz: Önce sakince dinlemek, fikrimizi söyleme şeklimize özen göstermek, verilere dayalı ve bilgiye dayalı sunumların önemini kavramak, konunun özünü ve amacını belirlerken objektif olmak ve farklı bakış açılarına ve onlardan öğrenmeye açık olmak. Unutmayalım ki gökkuşağı da farklı renklerden oluşur. Her biri hem kendi rengini koruyarak hem de hep birlikte yan yana eşsiz bir mutluluk veren gökkuşağını oluşturabilir.

Ben aklımla, vicdanımla, tecrübemle üstesinden gelemediğim, yukarıda bahsettiğim yöntemlerin de çözmeye yeterli gelmediği zorluklarla baş edebilmek için biraz ortamdan uzaklaşıp ‘DOĞAYI DÜŞÜNÜRÜM’, doğadan ve doğal olandan öğrenmeye çalışırım. Eminim siz de limitsiz çözümler ve yöntemler geliştirebilirsiniz.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER