Ali Muhiddin Hacı Bekir’i bir erkek kurdu, kadınlar yaşatıyor

Hikâyemiz, 1777 yılında büyük büyük dedem Hacı Bekir Efendi’nin Kastamonu’dan İstanbul’a gelmesi ve günümüzde de aktif olarak faaliyet gösteren Eminönü dükkânını açmasıyla başlıyor. Dükkânın içinde imalat gerçekleştiriliyor, ön tarafında satış yapılıyor ve üst katta da aile konaklıyor. Eminönü, o dönemde de ticaretin kalbi ve Saray’a yakın olmasıyla da önemli bir bölge.

O dönemde lokum yapımı için bağlayıcı olarak sadece un; tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kullanılıyor. 1700’lü yılların sonlarında nişasta ve rafine şeker hammaddeleri yaygınlaşmaya başlayınca, Hacı Bekir Efendi bu iki yeni hammaddeyi geleneksel tarife uyarlayarak yeni bir reçete yaratıyor ve günümüze kadar gelen lokumu oluşturuyor. Nişasta, lokuma farklı bir doku ve rezistans veriyor. Hacı Bekir Efendi’nin bu dokuyla yenilenmiş lokumunun ünü saraya kadar yayılıyor. Saray onu Şekercibaşı olarak nişanlandırıyor. Bu unvan onun varislerinde de devam ediyor. Hacı Bekir Efendi ve oğullarının önemli bir başarısı da saray dışında yapılan bir ürünün sarayda tüketiliyor olması. Bu durum, sarayın onlara güvenini gösteriyor. Şekercibaşı olarak bazı sorumluluklar da veriliyor Hacı Bekir Efendi’ye. Sarayın ürünleri ve kültürünü yurtdışındaki fuarlarda sarayı temsilen tanıtıyor. Bu fuarlarda onlar da dünya ticaretini tanıma ve yenilikleri görme fırsatı yakalıyor. Viyana fuarına katılan Hacı Bekir’in oğlu Hacı Muhiddin, üreticilerin farklı sloganlar, logolar kullandığını görüyor ve bundan ilham alarak, imparatorluğa geri dönünce marka için Viyana’da aldıkları ödülü gösteren, Osmanlı tarihinde bilinen ilk tescilli logoyu oluşturuyor. Bu hem şirket hem de Türk ticaret tarihi açısından önemli bir adım. 

Evet, gerçekten de çok özel bir hikâye bu. Markanızın tarihi aslında belirttiğiniz gibi Türk ticaret tarihinde de önemli kilometre taşlarından biri. Eminönü’ndeki dükkândan sonra yenileri de açılıyor, değil mi? 

Eminönü’ndeki dükkân şu andaki dükkânın yarısı kadar, daha sonra büyütülüyor. Eminönü’nde şu anda iki dükkân bulunuyor. Kadıköy’de, içinde bulunduğumuz bu dükkân ise 1940’lardan beri devam ediyor. Bir dönem Karaköy’de de bir dükkân işletilmiş ama kapandıktan sonra tekrar açılmamış. Beyoğlu’nda farklı bir dükkândan, 1960’larda şimdiki dükkâna geçilmiş. Bunların dışında İstanbul’da Pendik’te fabrika satış mağazamız ve biri Maslak’ta, biri de Bakırköy’de olmak üzere iki franchise şubemiz var. Aslında franchise ile büyümeyi planlayan bir şirket değiliz. Bu franchise’lar da zaten bizim içimizden çıkan kişilerle yaptığımız noktalar. İstanbul dışında ise yine Cumhuriyet döneminde Ali Muhiddin Hacı Bekir, yeğenleri ile beraber Ankara’da bir dükkân açmış. Bu dükkân 1990`lara kadar devam etmiş ama sonra kapanmış. Buranın çok sevilen bir dükkân olduğunu Ankaralı müdavimlerimizden biliyoruz. Bu nedenle biz de aslında güzel anıları geri getirmek üzere 2019’da Ankara’da Atakule’de bir dükkân açtık. Bunun dışında farklı şehirlerde farklı satış noktalarımız da var elbette.

Ne kadar güzel. Ankara’da Atakule’ye çok yakın otururduk. Hayırlı olsun. Biraz markayı tanımış olduk, nerelerde olduğundan bahsettik. Tabii 245 yıllık bir markanın tarihçesini 2-3 paragrafa sığdırmak mümkün değil ama aslında sizin marka içine girişinizi merak ediyorum. Okurken sınıf arkadaşlarınız arasında en popüler siz miydiniz; sınıf arkadaşlarınıza, öğretmenlere şekerleme, lokum götürür müydünüz?

Aslında bildiğiniz gibi, eskiden kimse kimin ailesinin neler yaptığını bilmezdi, böyle şeyler konuşulmazdı. Fakat babam şekerleme getirdiği zaman ben de arkadaşlarımla paylaşmak için okula götürürdüm. Arkadaşlarımın bizim markamızı bildiği zaman çok şaşırırdım ama çok da hoşuma giderdi. Yıllar geçtikçe aslında herkesin markamızla bir hatırası olduğunu çok daha iyi anladım.

Çok haklısınız; hatıralardan bahsettiniz, dükkânlardan bahsettiniz. Aslında ben de markanızla ilgili kiminle konuşsam; herkes için farklı bir dükkânın özel bir yeri var.  Benim için de Kadıköy özel bir dükkân. Ankara’da doğdum, büyüdüm fakat annem Modalı olduğu için Kadıköy aile mahallesi sayılır. Anneannem de Ankara’ya bizi ziyarete gelirken Kadıköy’e uğrayıp muhakkak Hacı Bekir’den lokum ve akide şekeri getirirdi. Kadıköy’e indiğimizde, uğradığımız iki dükkân Hacı Bekir ve Beyaz Fırın olurdu. Anneannem yaşlanıp da Kadıköy’e inemediği zaman size uğrayıp, ona akide şekeri alırdık. Bu onu çok mutlu ederdi. Bu kadar geniş bir kesime dokunduğunuzu siz de hissediyor musunuz?

Kesinlikle! Ben işletme okudum. Pazarlama derslerinde herkese hitap edemezsiniz, belli bir kitleniz olması gerekir derlerdi. Fakat bu kural bizim markamız için asla geçerli değil. Hem ürün gamımız çok geniş hem de bulunduğumuz dükkânlara gelen kişiler çok geniş bir yelpazeden. Geleneksel bir lezzet sunuyoruz ama çok çeşitli tatlar olduğu için her damak tadına uyuyor; herkesi kucaklaması adına güzel bir ürün ve güzel bir de marka oldu Hacı Bekir. Müşterilerimiz ya canı tatlı çektiğinden kendini mutlu etmek için ya da bir sevdiğini mutlu etmek için geliyor; dolayısıyla çok pozitif bir ilişki içindeyiz. “Nesiller boyu devam eden bir aile şirketiyiz” diyoruz ama bir yandan da müşterilerimizden de çalışanlarımızdan da nesiller boyu bizimle birlikteliklerini devam ettiren aileler var. Üç nesildir yanımızda çalışan, iki nesil yan yana çalışan aileler var. O yüzden biz aslında üç boyutlu bir aile şirketiyiz; çok dinamik bir yapıdayız.

Evet. Bizim ailemizde de az önce belirttiğim gibi anneannem de annem de ben de sizin müşteriniziz ve akide şekerleriniz, lokumlarınız bizim için nesillerce taşınan bir gelenek.

Bu bize dinamik bir yapı sağlıyor. Her zaman müşterilerimiz desteklediği, çok güzel geri bildirimler verdikleri için özümüze sadık kalabiliyoruz. Bu dükkânı yenilerken bile “Eyvah, çok mu değişecek?” diyenler oldu ama yapılınca, “Aa! Bozulmadan yenilendi, çok sevindim” diyerek bizi desteklediler. Şöyle de bir geri bildirim yaşadık. Eski dükkânda Ali Muhiddin Hacı Bekir’in Fenerbahçe Kulübü Başkanı olduğu dönemden kalma bir fotoğrafı vardı, tadilat sonrasında onu asmayı unutmuşuz; müşterilerimizden biri “Orada babamın da fotoğrafı vardı, hatırası var” diyerek bizi uyardı. Hemen çerçeveyi bulup yeniledik. Unuttuğumuz şeyleri de müşterilerimiz bize hatırlatabiliyor, böylece biz de tekrar bu güzel hatıraları canlandırıyoruz.

Bu benim için çok hoş ve ilginç bir hikâye çünkü “Marka, nasıl bu kadar uzun soluklu kaldı?” diye soracaktım ama görüyorum ki, sizin markaya olan tutkunuz ve ilginiz; müşterinin markaya olan tutkusu ve ilgisiyle bir araya gelince, uzun soluklu olması ve el ele ilerlemesine imkân vermiş. Misafirlerinizle o kadar yakın bir ilişkiniz var ki, onlar bazen sizi yolda tutmaya, bazen de yeni tatlarla yoldan çıkarmaya neden oluyorlar sanki.

Doğru. Bazen bir yenilik yapacağımız ama tereddüt ettiğimiz ya da cesaret edebilir miyiz dediğimiz noktalarda müşteri bizi o kadar güzel yönlendirip cesaretlendiriyor ki, doğru enerjiyi karşıdan almış oluyoruz. Diğer yandan biz tabii gelenekçi bir markayız. Müşterilerimizin de bu geleneğe sahip çıkması gerekiyor ki yaptıklarımız alıcı bulsun ve marka devam etsin. Biz müşteri ve çalışanlarımızla beraber şekillenerek ilerliyoruz. Az önce belirttiğim gibi üç boyutlu yaklaşım bizim markamız için çok önemli; Marka-çalışan-müşteri.

Bu aslında markanın ayakta kalmasının en can alıcı noktası… Biraz da sizin kariyerinizden bahsedelim. Çocukken arkadaşlarınıza şekerleme götürerek pazarlama departmanında başlamış oldu kariyeriniz! Şaka bir yana baştan beri ileride bu markanın yönetiminde olacağınız hep belli miydi; başka bir opsiyon oldu mu hiç?  

Bir aile baskısı yoktu ama ortaokuldan itibaren benim için çizgi belliydi. “Üniversitede tabii ki işletme okuyacağım çünkü bu işi yapacağım” diyordum. Meslek belirleme testlerinde mimarlığa yatkın olduğum çıktı ama ben oralı bile olmadım. Önce işletme okumak için İsviçre’ye gittim; aile bireylerinin çoğu böyle bir eğitim geçirmişti, onlara özendiğim için ben de böyle bir yolu seçtim fakat İsviçre’de işletme okumanın bana göre olmadığını gördüm. Orada tarih eğitimi almaya başladım. Bu eğitimin de çok farklı katkıları oldu ama yine de gönlümde olanın bu da olmadığını görerek Türkiye’ye döndüm. Tekrar üniversite sınavlarına hazırlandım. Koç Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. İsviçre’deki eğitimin de bakış açımı genişletmesi adına çok faydası olduğunu düşünüyorum. Mezun olduğumda ise ailemle aynı görüşte olarak aile şirketimizden farklı bir kurumsal firmada çalışmaya karar verdim ve otomotiv sektörüne girdim. Altı ay diye başladığım bu tecrübe 2.5 sene sürdü. 12 farklı şehirde hizmet veren, müşteri yapısı çok çeşitlilik gösteren bu şirketteki deneyimimden çok memnun kaldım, çok faydalandım. 

Peki, bir de Hacı Bekir’deki kadınları ele alalım; benim okuduğum kadarıyla anneniz de teyzeniz de işin içinde. Anneanneniz de içindeymiş. Acaba markanın devamlılığında kadın dokunuşunun da bir etkisi var mıdır? Hele ki ismi bu kadar maskülen olan bir markada.

Aslında en önemli kadın etkisi, Ali Muhiddin Hacı Bekir’in annesi Reşki Melek Hanım sayesinde oluyor. Ali Muhiddin babasını kaybettiğinde daha 9-10 yaşlarında. Elbette markanın varisi o, işi devralacak olan kendisi ama yaşı çok küçük. Burada annesinin çok güçlü olması gerekmiş, Reşki Melek Hanım bu güçlü markanın varisini hazırlıyor ve ona işi nasıl geliştireceğini gösteriyor. Kendisi zaten zamanının ötesinde bir kadınmış. 

Bu da markanın dönüm noktalarından biri sayılabilir sanırım. Çünkü eğer o, “Kocam öldü, ben satıp çekileyim” diyerek sahiplenmese marka yok olup gidebilirmiş.

Bunun arkasında aslında daha önemli bir nokta var. Reşki Melek Hanım, çok kritik bir dönemde korumuş markayı çünkü Osmanlı’dan Türkiye’ye geçiş dönemi ve Osmanlı’ya ait bazı değerlerin geriye atıldığı, modernliğe dönülen bir dönem. Fakat Osmanlı’yla özdeşleşmiş köklü lezzet; genç Türkiye Cumhuriyeti’nin de simgesi olması istenilen bir lezzet haline gelmiş. Ali Muhiddin Bey modern sosyal hayatta da çok aktif  rol almış; Fenerbahçe başkanlığı yapmış, Ali Muhiddin Bey’in atı Gazi Koşusu’nu kazanan ilk at olmuş. Üçüncü nesil genç Cumhuriyet’i ve Cumhuriyet’in getirdiği modern yaşamı sahiplenen bir marka olmuş. Ardından dördüncü jenerasyon ise, dedem ve anneannem. Dedem yüksek inşaat mühendisi ama kayınpederiyle bu işlere girmiş, bu dönemde geleneksel yöntemden modern tesislere geçiş sağlanmış. Dedem özellikle paketler ve imajda daha muhafazakârdı ama annem ve teyzem paketlemede, kutularda yeni dokunuşlar getirdi. Pazarlama konusuna önem verdiler. Benim gelişim aslında tam dijitalleşme başladığında, bizim de bu alanda hızlanmamız gerektiği bir dönemde oldu. E-ticarette tanınırlığımızı ve dijital satışları artırmayı hedeflediğimiz projelerde yer aldım. Özellikle üniversite günleri ve sanat etkinliklerine katılarak markayı tanımayan gençlere ya da bilen ama unutmuş kesime kendimizi tanıtıp hatırlattığımız çalışmalar yaptık. Bunun yanı sıra hem içeriği hem de rahat saklanan bir ürün olması nedeniyle ihracat potansiyeli olan bir ürün. Daha uluslararası bir marka olmak için projelerimiz var. Bu konuda özellikle İngiltere’de beraber çalıştığımız başarılı partnerlerimiz bulunuyor, bu modelleri artırabiliriz. Burada biz sadece markamızın değil ürünün de doğru tanınmasını misyon edindik. Çünkü dünyada madem ki bu ürünün ‘Turkish Delight’ diye tanınmasına Hacı Bekir ve oğullarıyla biz vesile olmuşuz, kendimizde böyle bir sorumluluk da hissediyoruz. Zaten Hacı Bekir, piyasaya çok usta yetiştirmiş bir marka. Ama piyasada bu ad altında reçeteye sadık kalmayan ürünler var; biz ürünün doğru dokuda doğru tatta, özüne uygun yapılmasını çok önemsiyoruz. Bu alanda da çeşitli projeler yapıyoruz.

Leyla Hanım çok güzel bir mekânda, çok hoş bir sohbet oldu, dilerim markanız nice yüzyıllar görür. Torunlarımız da lokumlarınız, akide şekerlerinizle ağızları tatlanarak bizi anar. Çok teşekkür ederim.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER