Afet ve Acil Durumlar Kadınlar için Daha Yıkıcı!

6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ikinci depremiyle karşı karşıya kaldı, deprem 10 ilde (Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya, Adıyaman, Adana, Diyarbakır) şiddetli olarak hissedildi ve 13,5 milyondan fazla insanın gündelik hayatını doğrudan etkiledi.

Afetlerin yıkıcı etkileri toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini daha da derinleştiriyor ve katmerlendiriyor. Afetler kadınların ve kız çocuklarının yaşamını doğrudan tehdit ediyor ve her türlü şiddete (fiziksel, cinsel, psikolojik vd.) karşı kırılganlığını arttırıyor. Öte yandan, engelli kadınlar, mülteci kadınlar, göçmen kadınlar, yaşlı kadınlar için durum daha çarpıcı oluyor. Özcesi, afetler kadınlar ve kız çocukları için çok boyutlu riskler barındırıyor.

Afet ve Acil Durumlar Kadınlar için Neden Daha Zor?

Afetlerin etkisi kuşkusuz herkes için çok yıkıcı olmasına rağmen kadınlar ve kız çocukları afetlerden kat ve kat daha fazla etkileniyor:

  • 2005 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin New Orleans eyaletindeki Katrina Kasırgası’ndan sonra cinsel saldırılarda %95 artış saptandı. Benzer şekilde, 2010 depremi sonrasında Yeni Zelanda’da aile içi şiddet nedeniyle polise başvurularda %53 artış kaydedildi.[1]
  • 2011’de Vanuatu’daki Tafe Eyaletini iki tropik kasırganın vurmasının ardından aile içi şiddet vakalarında %300 artış yaşandı. Pasifik Okyanusu’nda iklim değişikliğinin en fazla tehdit ettiği yerlerden biri olan Kiribati’deki kadınların %68’i afetlerde eşleri veya partnerleri tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kaldı.[2]

Yapılan araştırmalara göre afet ve acil durumların kadınlar için daha zor olmasının başlıca beş temel nedeni bulunuyor[3]:

  1. Doğrudan Etkilenme
  2. Enfeksiyon
  3. Cinsel Şiddet
  4. İnsan Ticareti
  5. Gebelik

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Afet Yönetimi Şart!

 Türkiye’nin bir deprem ülkesi olması, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin her geçen gün daha derinden hissedilmesi, afetlerin her türlüsünün hem sayısının hem de şiddetinin artması gibi bir dizi faktör nedeniyle toplumsal cinsiyete duyarlı, hak temelli ve kapsayıcı afet yönetimi politikalarına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var!

Dolayısıyla, sürdürülebilir bir dünya için afetlere dirençli kentler inşa etmeliyiz. Depremden tsunamiye, heyelandan yangına, hortumdan fırtınalara kadar kentlerimizi, köylerimizi ve mahallelerimizi dirençlilik odağında yeniden kurgulamalıyız. Eğer 2015 yılında açıklanan “Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi’ni hayata geçirmek istiyorsak, toplumsal cinsiyete eşitliğini merkezine alan sürdürülebilir şehirler ve topluluklar inşa etmeliyiz!

Afet Yönetiminde Kadınlar Eşit Temsil Edilmeli!

Afet yönetiminin -risk azaltma planlarından müdahale planlarına, saha koordinasyon sürecinden insani yardımlara, karar alma mekanizmalarından izleme ve değerlendirme süreçlerine kadar- tüm aşamalarında kimsenin geride kalmaması, hak ihlallerinin, ayrımcılıkların ve kutuplaşmaların yaşanmaması için “katılımcılık”, “kapsayıcılık”, “yerellik” ve “toplumsal cinsiyet eşitliği” ilkeleri benimsemelidir.

Unutmayalım, doğal afet diye bir şey yoktur. Afetlerin etkilerini -afet daha oluşmadan önce- azaltmak da mümkündür. En nihayetinde, afet yönetiminin A’dan Z’ye iyi planlaması hayat kurtarır.

Ezcümle, yalnızca kadınlar ve kız çocukları için değil herkes için toplumsal cinsiyete duyarlı afet yönetimi şart!

Ayşe KAŞIKIRIK

 

[1][3]Mavi Kalem Derneği (2016). Afet ve Acil Durumlarda Kadın Çalıştayı Sonuç Kitabı.

[2] UN Women Fiji Multi-country Office. (2014). Climate change, disasters and gender-based violence in the pacific. https://www.uncclearn.org/wp-content/uploads/library/unwomen701.pdf.

 

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER