Afet riskinin azaltılmasına ‘cinsiyet eşitliği’ nasıl yardımcı olur?

Kahramanmaraş Pazarcık merkezli 6 Şubat’ta 7.7 ve aynı gün Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğündeki iki depremle 45 binden fazla insanın ölümüne yol açtı. Diğer afetler ve savaşlarda da olduğu gibi depremlerden de en fazla çocuklar, kadınlar ve yaşlılar etkileniyor. Sosyal normlar ve aile sorumluluklarını hızla ortaya çıkaran felaketler, kadınların hayatını daha da zorlaştırıyor hatta hayatta kalma şansını azaltıyor. Afet sonrasında hijyen ve banyo konusundaki zorluklar, kadınları hastalıklara karşı daha savunmasız hale getiriyor. Kadınların doğal afetlerde karşılaştıkları zorluklar ve çözümlerle ilgili, 16 yıl boyunca UNESCO Cinsiyet Eşitliği Bölümü’nün direktörlüğünü yapan Saniye Gülser Corat’ın Japonya Kobe Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Sempozyum’daki sunumu dikkat çekici. Gülser Corat, 5 Aralık 2012 tarihinde “Afet Risk Azaltımı – Cinsiyet Eşitliği Nasıl Yardımcı Olur?” başlıklı sunumunu Dişi Business’le paylaştı:

Bu yılki sempozyumun teması, “Bilim ve Eğitimde Kadınlar, felaketlerde toplum dayanıklılığı oluşturma – cinsiyet, risk yönetimi ve dayanıklılık” çok önemli ve zamanında bir konudur. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 200 milyon insan felaketlerden etkilenmektedir. Bu sayının 100 milyonu Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi’ne (UNISDR) göre kadın veya kız çocuklarıdır.

Felaketler Vurduğunda Cinsiyet Önemlidir

Mevcut afet analizleri, ne kadar doğal olursa olsun, afetlerin son derece ayrımcı olduğunu göstermiştir. Bir felaket belirli bir yerde, bir toplulukta gerçekleştiğinde, bu topluluğun farklı gruplarına mensup bireylerin nasıl etkileneceğini, mevcut yapılar ve sosyal koşullar belirler. İnsanları etkileyen faktörler arasında cinsiyet farklılığı da yer almaktadır. Cinsiyete dayalı eşitsizlikler, sosyo-ekonomik sınıf, ırk, etnisite ve yaş gibi diğer faktörlerle etkileştiğinde, kadınları ve kız çocuklarını özellikle yüksek risk altında bırakır.

Cinsiyet eşitsizlikleri, kadınların afetlerden önce, sırasında ve sonra daha savunmasız hale gelmelerine neden olur. Afetlerde kadınlar arasında birçok zayiat olmaktadır çünkü:

  • Onlar, tehlike veya risklerle ilgili zamanında uyarılar veya diğer bilgileri alamazlar;
  • Kültürel ve sosyal kısıtlamalardan dolayı onların hareketliliği sınırlandırılır
  • Afetlerde yaşadıkları fiziksel ve zihinsel travmalar için zamanında bakım talep edemez veya alamazlar.

Yaşlı kadınlar, özellikle çok yaşlılar, engelli kadınlar, hamile ve emziren kadınlar, küçük çocukları olan kadınlar genellikle en fazla risk altındadır; bilgi, hareketlilik veya kaynaklardan yoksun oldukları için geride bırakılanlar, dışarıda bırakılanlar veya en son ayrılanlardır.

Afet bittikten sonra sorunlar bitmez. Kurtarma sürecinde yardım çabaları kadınların belirli fiziksel ve zihinsel sağlık ihtiyaçlarını karşılamadığında kızların / kadınların yeterli sağlık hizmeti hakkı tehlikeye girer; yardım kamplarında veya geçici barınma yerlerinde cinsel veya diğer şiddet biçimlerinin kurbanı olduklarında güvenlikleri ihlal edilir.

Buraya kadar anlattıklarımla ilgili birkaç örnek vereyim:

Afetler Sırasında:

141 ülkenin incelendiği son bir çalışma, doğal afetlerde daha fazla kadının erkeklere göre hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Örneğin, 1993 Hindistan depreminde etkilenen nüfusun sadece yüzde 48’i kadın olmasına rağmen, ölenlerin yüzde 55’i kadın, yüzde 45’i erkekti (Twigg, 2004).

Sosyal normlar ve aile sorumlulukları hızla ortaya çıkan felaketler kadınların hayatta kalma şansını azaltır. Kadınlar sıklıkla zamanında uyarılar veya diğer bilgilere erişemezler. Bilgi aldıklarında da kadınlar, evlerini terk etmek veya bir erkek akrabası olmadan barınaklarda kalmak zor olduğu için sığınakları kullanmaktan çekinirler. Ayrıca birçok kız, felaket sığınağındayken, tuvaletleri kullanırken veya odun veya su toplarken cinsel istismara veya tecavüze uğrar. Bangladeşli STK’lar, felaketlerden sonra barınaklarda cinsel istismarın hem kentsel hem de kırsal alanlarda büyük bir sorun olduğunu bildirmektedir. Bazı durumlarda aileler, barınakları kızlar için tehlikeli olarak görür – kızları evde bırakır ve felaket dönemlerinde (tsunami, siklon) daha fazla tehlikeye atarlar. Ek olarak, çoğu kadın, kaçışlarını yavaşlatan bir veya iki küçük çocuk ve hayatta kalmak için yiyecek taşır. (Ahmad, 2012)

Bangladeş’te yapılan bir araştırma, fiziksel dezavantajların sosyal normlar, rol ve davranışlarla etkileşime girmesi nedeniyle, kadınların kurtarma çabalarında dezavantajlı duruma düştüğünü ve siklon kaynaklı su baskınları hakkında bilgiye erişimlerinin ve hareketlerinin sınırlandığını ortaya koymuştur (Ikeda, 1995). 1991’deki durumda, kadın ve erkek kurbanlar arasındaki oran 9:1 ile 3:1 arasında tahmin edilmiştir (Ikeda, 1995). Bu farklılığın büyük ölçüde kültürel tabular ve sosyal cinsiyet beklentilerinin bir sonucu olduğu, birçok kadının evde kalmayı ve kocasını beklemeyi tercih etmesinden kaynaklandığı ve kadınların eşit kurtarma çabalarına erişemediği belirtilmektedir. (Ikeda, 1995)

Başka bir örnekte, 2002 Sri Lanka tsunamisinde, erkekler kadınlardan daha fazla hayatta kalmıştır. Çünkü kızlara yüzme öğretilmemiştir (Oxfam, 2005). Ayrıca, geleneksel giysiler koşma ve yüzmeyi kadınlar için daha zor hale getirmektedir. (Cannon 2002)

Kurtarma Sürecinde:

Afet sonrasında hijyen ve banyo konusundaki zorluklar, kadınları hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirir. Afet sırasında ve sonrasında, kadınlar banyo ve tuvalet olanaklarını bulma konusunda zorluklarla karşılaşırlar ve afetler tarafından tahrip edildiğinde özel hayatlarından yoksun kalırlar. Özel banyo ve tuvalet olanaklarının eksikliği nedeniyle, birçok kadın idrar yolu enfeksiyonu ve perineum kaşıntısı gibi sağlık sorunları geliştirir. (Ahmad, 2012 ve WHO 2002)

Aşırı başa çıkma eylemleri cinsiyetlendirilmiştir ve uzun vadeli etkilere sahip olabilir. Bütün evlerde, yoksul ve yoksul olmayanlar da dahil olmak üzere, afetler sırasında ve sonrasında yiyecek tüketimi azalır, ancak kadınlar erkeklerden daha fazla azalır. Bu, uzun vadede yetersiz beslenmeye ve olumsuz sağlık etkilerine neden olabilir. 2002 Güney ve Güneydoğu Asya tsunamilerinde cinsiyete dayalı “gıda hiyerarşisi”, üreme çağındaki kadınların erkeklerden daha fazla yetersiz beslenmesine neden oldu – raporlara göre kadınların yüzde 45-60’ı zayıf olarak rapor edildi (Cannon, 2002). Ayrıca, hamile ve emziren kadınların özel beslenme ihtiyaçları genellikle DDR programları tarafından hesaba katılmaz. Güney ve Güneydoğu Asya tsunamilerinin ardından, hamile kadınların yüzde 80’i demir eksikliği yaşadı (FAO Raporu, 2000).

Kızların eğitime erişiminin azalması: Haneler de çocukları okuldan çekiyor. Kanıtlar, bazı ülkelerde / bölgelerde kızlardan daha fazla erkeğin yoksul haneler tarafından geri çekildiğini ve bunun da bağışlamalarda daha fazla azalmaya ve uzun vadede savunmasızlığın artmasına neden olabileceğini göstermektedir. (Ahmet, 2012)

Kızlar / kadınlar için artan ev iş yükü: Başka yerlerde, kızlarla yapılan görüşmeler, örneğin Bangladeş’teki sel ve Etiyopya’daki kuraklık gibi afetler sırasında / sonrasında ev içi iş yükünün artığını ortaya çıkardı. Bu durumda, kızlar evdeki işleri üstlenmek ve okulu bırakmak zorunda kalırlar. Afet sonrasındaki ekonomik zorluklar (fakirlik, evsizlik, başarısız hasatlar) nedeniyle kızlardan evin gelirine katkıda bulunmaları istenir – ev hizmetlerinde, tarımda ve tekstil endüstrisinde çalıştırılırlar. Bu arada erkek çocuklar okula devam ederler ve aile reisi olma beklentisiyle büyütülürler. Örneğin, Bangladeş’teki 2007 Sidr Kasırgası’nın ardından, okullardaki kız çocukların önemli bir kısmı ev işçisi veya tekstil endüstrisinde işçi olarak kasabalara göç etti. Etiyopya’nın Lalibela bölgesindeki kuraklık dönemlerinde, bazıları 11 yaşında olan okul kızları, istismara ve sömürüye maruz kaldıkları yerel kasabada yerli işçi olarak çalışmaya başladılar. Bazı kızların fuhuş yoluyla para kazanmaktan başka seçenekleri yoktur.

Erken evliliklerde artış: Kanıtlar, doğal afetlerdeki artışın erken evliliklerde de artışa yol açtığını gösteriyor. Bangladeş’teki 2007 kasırgasının ardından erken evliliklerde önemli bir artış oldu. Uganda’da, iklim değişikliği ile bağlantılı gıda krizi aynı zamanda daha yüksek oranlarda erken yaşta evlilikleri de beraberinde getirdi – “kıtlık evlilikleri” olarak adlandırılanlar. Benzer eğilimler, 2004 tsunamisi sonrasında Hindistan, Endonezya ve Sri Lanka’da ve son zamanlarda Haiti depremi ve Pakistan’daki sel felaketi sonrasında görüldü. Afetler sırasında ve sonrasında ekonomik kapasitelerin azalmasıyla birlikte, birçok aile başa çıkma stratejisi olarak gelin fiyatını ve beslenecek bir ağzın daha olmamasını kullanır. Bu, doğal afetler sırasında ve sonrasında gelinin olası şiddete karşı korunma olasılığını artırabilir. 2004 tsunamisi sonrasında Endonezya’da artan cinsel şiddet nedeniyle, birçok aile mülteci kamplarında kızlarını tecavüze karşı korumak için çocuk evliliğine yöneldi. Ancak, bir kez evlendiklerinde, kızların okul hayatlarına devam etme olasılıkları düşer ve ergenlik dönemi gebeliğinin sıklıkla ölümcül tehlikelerine karşı risk oluştururlar, bu nedenle erken evliliğin hemen sağladığı koruyucu faydalar uzun vadede genç bir kadının savunmasızlığını artırabilir.

Kıtlığın yönetimi, kadınları artan düzeyde taciz ve şiddete maruz bırakır. Kadınların kurumlar ile düşük düzeyde teması, uyum kapasitelerini azaltır. Örneğin Bangladeş’te hem kırsal hem de kentsel alanlarda afet risk yönetimini destekleyen tüm kamu kurumlarıyla birincil temas erkekler olurken, STK’larla birincil temas kadınlar. Bu, kadınların karar verme sürecine müdahale etme veya yardım hizmetlerinden doğrudan yararlanma yeteneklerini olumsuz yönde etkiler.

Kırılganlık gelir grupları arasında farklılık gösterir. Gelir grupları arasında varlık tabanları, dönüştürücü kapasiteleri ve gelirleriyle belirlenen adaptasyon kapasitesi en yüksek olan grup, yoksul olmayan gruptur ve dolayısıyla en az kırılgandır. Aşırı yoksul gruptan kadınların varlık tabanı en düşüktür ve adaptasyon kapasiteleri en azdır, dolayısıyla en kırılgan olanlardır. Orta derecede yoksul ve orta derecede yoksul olmayanların varlık tabanı ve adaptasyon kapasitesi düşüktür ve kırılganlıkları yüksektir; her ikisi de iklim değişikliği nedeniyle yoksulluğa düşebilir. (Ahmad, 2012)

Hane halkı, adaptasyon kapasitesinin cinsiyete göre farklılaştığını göstermektedir çünkü kadınlar sermaye üzerinde daha az kontrol sahibidir, sınırlı ekonomik fırsatlara sahiptir, karar alma süreçlerinde söz sahibi değillerdir ve erkeklerle aynı miras haklarına sahip değillerdir (Kayıp ve Zarar). Tüm bu faktörler, kadınların tehlikelere karşı uyum sağlama kapasitelerini azaltır ve aşmalarını zorlaştırır (Ahmad, 2012). Örneğin, Bangladeş’te birçok kadın ve kız, miras ve kişisel yasalar, yasal haklar hakkında bilgi eksikliği ve/veya adalet sistemine erişememe nedeniyle, Sidr Kasırgası sırasında babaları veya kocaları öldükten sonra mülk erişimini kaybetti. Kaybedilen varlıklarla birlikte etki, kadınların teminatı olmadığı ve ekonomik fırsatlarını ve gelirlerini artırmak için resmi bankacılık sisteminden kredilere erişme yetenekleri sınırlı olduğu anlamına geliyordu (Ahmad, 2012). Sermayeye erişimleri olsa bile, kadınların sosyal normlar nedeniyle onu dönüştürme konusundaki sınırlı yetenekleri, uyum kapasitelerini azaltır.

Kurtarma yardımının dağıtımı: Cinsiyet boyutunun anlaşılmaması, kurtarma yardımının adil dağılımını engelleyebilir. Örneğin, yetkilendirme programları geleneksel olarak erkekleri kadınlara, sicil kiracılarına, banka hesap sahiplerine ve algılanan hane reislerine tercih etmiştir (Dünya Bankası, 2012).

Yerinden edilmiş kişiler: 2010 yılında, ani doğal afetler nedeniyle tahmini küresel yerinden edilmiş kişi sayısı 42 milyonun üzerindeydi (IDMC 2011). Bu da sırasıyla 2008 ve 2009’a kıyasla 6 ve 25 milyonluk bir artışı temsil ediyor. Sonuç olarak, felaket nedeniyle yerinden edilme rakamları, çatışma nedeniyle yerinden edilmiş kişiler için kaydedilenlerden çok daha yüksektir (2010’da yaklaşık 2,9 milyon ek yerinden edilme).

Daha cinsiyet eşitliği olan bağlamlarda, ekonomik ve sosyal hakların her iki cinsiyet tarafından yerine getirildiği durumlarda, afetlerde aynı sayıda kadın ve erkek ölmektedir (Neumayer ve Plümper 2007). Öte yandan, bazı durumlarda erkeklerin özel ihtiyaçları da göz ardı edilmiş olabilir, örneğin stres, alkol danışmanlığı veya yalnız ebeveyn olmayla başa çıkmanın becerilerini geliştirmek gibi; bu, afetlerde ölenlerin çoğunluğunu oluşturan kadınlar göz önüne alındığında önemli bir ihtiyaç olabilir (World Bank 2012).

DRR’de Cinsiyet Eşitliği Önemli mi?

Kadınların afetlere karşı savunmasızlığı sıklıkla vurgulanırken, bir esneklik kültürünü geliştirmedeki rolleri ve afet direncinin inşasına aktif katkıları çoğu zaman göz ardı edilmiş ve yeterince tanınmamıştır. DRR politikasının ve karar alma süreçlerinin geliştirilmesinde kadınlar büyük ölçüde marjinalleştiriliyor ve sesleri duyulmuyor.

Ne doğal kaynakların etkin yönetimi ne de riskleri azaltmaya veya doğal afetlere müdahale etmeye yönelik etkili politikalar, çabalar, belirli cinsiyet ilişkilerinin afet bağlamlarında kadınları ve erkekleri nasıl etkilediğini anlamaya dayanmazsa mümkün değildir.

Birleşmiş Milletler Afet Riski Azaltma (DRR) yardımcı genel sekreteri Margareta Wahlstrom, “Cinsiyet eşitliği sağlayan DRR, bütün toplulukların kırılganlığını azaltmak ve geçim kaynaklarını sürdürmek için uygun maliyetli bir kazan-kazan seçeneğidir” dedi.

BM Genel Kurulu tarafından onaylanan 2005 Hyogo Çerçeve Eylem Planı’nda (HÇEP) afetlerin cinsiyet boyutlarına özel dikkat gösterilmesi öngörülmüştür. Dünyayı doğal tehlikelerden daha güvenli hale getirmeye yönelik bu 10 yıllık plan, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektiflerinin afet programlarına entegre edilmesini gerektiriyor. 2013’te – bu planın BM tarafından onaylanmasından 8 yıl sonra – çoğu ülke şu anda bu tür cinsiyete duyarlı politikalardan yoksundur.

HÇEP’nin ilerlemesiyle ilgili en son raporlar, 2009 ile 2011 arasındaki dönemde, 70 ülkeden 62’sinin afetlere karşı hassasiyet ve kapasite konularında cinsiyete göre ayrılmış bilgi toplamadıklarını göstermektedir.

İleriye Yönelik Yol: Ne İşe Yarar?

Cinsiyet duyarlı afet risk azaltma (DRR) uygulamalarından elde edilen güçlü  kanıtlar, kadın ve erkeklerin de DRR’den cinsiyet dengeli bir yaklaşım ile faydalanabileceğini göstermektedir. Kadın ve erkeklerin eşit ve aktif katılımı, Hyogo Çerçevesi’nin ana hedefine ulaşmayı mümkün kılmaktadır – ülkelerin ve toplumların afetlere karşı dayanıklılığını artırmak, bu da Kalkınma Hedefleri ve sürdürülebilir sosyoekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmak için hayati öneme sahiptir.

Özellikle bilgi ve eğitim için kurumsal erişim, kadınların değişim ajanı olarak ortaya çıkmasına yardımcı olmak için oldukça önemlidir. Örneğin, Bangladeş’te, afet tahminine kadınların dahil edilmesi sayesinde kurban sayısı ciddi şekilde azaltılmıştır (kadınlar megafonlardan ve radyolardan duyurular yaparlar) ve hazırlık (çok sayıda genç kadın, kadınları ve çocukları gönüllü olarak sığınaklara götürmek eğitildi – bu sayede daha fazla kadın sığınaklara gitmektedir). 1991 yılındaki kasırgada 140.000’den fazla kişi ölmüş ve erkek ölümleri ile kadın ölümleri arasındaki oranın 1:14 olduğu bildirilmiştir; 2007’deki kasırgada ölüm sayısı ve oranı sırasıyla yaklaşık 3.000 ve 1:5’e düşürülmüştür. Ölüm sayısındaki ve kadın-erkek oranındaki azalma, kadınların afet yönetimine aktif katılımının yanı sıra kıyı bölgelerinde birçok sığınağın inşasına bağlanmaktadır (Ahmad, 2012). Ne yazık ki, daha önce de belirttiğim gibi, yalnızca az sayıda ülke cinsiyeti afet riskinin azaltılmasına entegre etmede önemli başarılar bildirdi.

Gelişmekte olan ülkelerde toplum radyosu ve iklim değişikliği arasındaki ilişkiyi kuran çoğu girişim, çiftçiler için kısa ve orta vadeli hava tahminleri, aşırı hava olayları için uyarılar ve çevresel varlıkların bozulmasını engelleyen davranışlarla ilgili mesajlar gibi bilgilerin dinleyicilere iletilmesine odaklanmaktadır (ELDIS). Bu oldukça önemlidir, çünkü birçok bağlamda kadın ve kızların yaşadığı hareketlilik sorunlarının bir kısmını çözer ve onlara yukarıda bahsedilen kurumlara erişememelerinden dolayı kendilerine yasaklanan, hayat kurtaran bilgilere erişmelerine olanak tanır.

Daha yaygın olarak, topluluk radyosunun gücü, tüm sürdürülebilir kalkınma sorunlarıyla ilgili mesajların ve bilgilerin yayılmasına yardımcı olabilir. Nitekim topluluk radyosu, dünyadaki milyonlarca kadın ve erkek ile kız ve erkek çocuk için temel, en verimli ve en popüler iletişim aracıdır; bu, yoksul ve marjinalleşmiş kadın ve erkeklerin sürdürülebilir mesajlar geliştirmelerine ve yayınlamalarına ilk elden katkıda bulunmalarına olanak tanır. Bu ortamın muazzam potansiyelleri ışığında, topluluk radyoları, kadın ve erkek vatandaşların seslerini güçlendirmek, topluluklar arasında bilgi paylaşımı için bir alan sağlamak ve hatta katkıda bulunabilecek sosyo-politik güç ilişkilerine meydan okumak da dahil olmak üzere daha fazlasını yapma potansiyeline sahiptir. (Eşit olmayan güç ilişkileri – ELDIS).

HFA ara dönem inceleme arka plan çalışması, tabandan kadın örgütlerinin aileler için günlük riskleri azaltmada başarılı bir geçmişe sahip olduğunu ve ulusal afet riskini azaltma (DRR) ve kurtarma programlarına eşit ortaklar olarak dahil edilmelerinin kritik olduğunu ortaya koydu.

Son olarak, kadınların güçlendirilmesi ve DRR politika oluşturma ve karar alma süreçlerine katılımları ve sesleri açısından haklarının güvence altına alınması kritik faktörlerdir.

Bangladeş, DRR projelerindeki yararlanıcıların yaklaşık yüzde 30’unun kadın olmasını sağlıyor ve Kamboçya, DRR programlarında kadınlara yönelik kotaların uygulanmasını inceliyor.

UNISDR tarafından hazırlanan Afet Riskinin Azaltılmasını Cinsiyete Duyarlı Hale Getiren yönergelerine göre, giderek daha fazla ülke kadınları afet riski yönetimi ve planlamasına aktif olarak dahil ediyor ve cinsiyet eşitliği boyutlarını risk azaltma ve müdahale planlarına entegre ediyor. Ayrıca, HFA’nın uygulanması için yapılan küresel çabalar sayesinde, afet hazırlıklarında cinsiyet ve çeşitlilik kontrol listeleri dünya genelinde standart hale geliyor.

UNESCO

UNESCO’nun afet hazırlığı ve önleme programı, afet direnci kültürünün oluşturulmasında kadınların ihtiyaçlarını ve rollerini vurgular. İyi belgelendiği gibi, kırılganlık ve yoksulluk cinsiyet eşitliği ile yakından uyumludur ve bu nedenle kadınlar erkeklerden daha sık doğal afetlerin kurbanıdır. Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği hususlarının afete hazırlık ve eğitime yaygınlaştırılması, afet etkilerinin azaltılmasına ve sürdürülebilir kalkınmanın iyileştirilmesine önemli ölçüde katkıda bulunmaktadır. Program, afet riskini azaltma çabalarında farklı düzeylerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaştırılmasını sağlamaktadır. Afetlere karşı savunmasızlığı azaltmak için politika ve stratejiler tasarlamada, kapasite geliştirmede, afet riskinin azaltılmasına yönelik eğitimin, eğitim müfredatlarına ve kamuoyu bilinçlendirme programlarına yaygınlaştırılmasında ve afete hazırlık ve önleme savunuculuğunda kadın sayısını artırmayı amaçlamaktadır. Çabalar depremler, volkanlar, toprak kaymaları ve hidro tehlikeler konusunda uluslararası ve bölgesel uzman ağlarında cinsiyet dengesinin daha fazla temsil edilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

Program, özellikle eğitimde vurgu yapılarak afet riski azaltma politika yönergelerine cinsiyet perspektifinin nasıl daha iyi entegre edilebileceğini keşfediyor ve kadınların topluluk liderleri olarak afet hazırlık farkındalık programlarında önemli rolüne özel dikkat gösterilerek politikaların teşvik edilmesine yardımcı oluyor.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER