Adil, özgür ve barış içinde yaşamayı düşlediler

Sayın Minou Tavarez Mirabal, öncelikle Dişi Business dergisinin davetini kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Size, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında sorular yöneltmek istiyoruz. Anneniz Minerva ve teyzeleriniz Patria ile Teresa, diktatör Trujillo hükümetine karşı ortaya koydukları mücadele sonucunda öldürüldüler. Onların katledildiği gün, Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ilan edildi. 25 Kasım sizin için ne ifade ediyor?

25 Kasım, insan hakları için mücadelenin sembolü olmanın yanı sıra aynı zamanda arka planında sevgiyi ve sevgiden kaynaklanan bir fedakârlığı taşıyor. Başta Dominik Cumhuriyeti olmak üzere, Latin Amerika ve tüm dünyada çok büyük bir fenomen Mirabal Kardeşler. Annem ve teyzelerim tarihin o döneminde feminizme dair hiçbir bilgileri, henüz böyle kavramlar ortada yokken aslında bugün temsil ettikleri fikirleriyle halen bizlerle birlikteler, halen bir nevi hayattalar. Onların varlıkları ve temsil ettikleri anlamlarla, dünyada kadına karşı şiddetin köklenmesine ve artmasına engel oluyorlar.

Annenize dair hatırladığınız bir anınız var mı? Zihninizde nasıl bir yere sahip?

Annem çok güçlü bir kadındı. O gerçek bir kahraman. Bu ailenin bir parçası olmaktan dolayı gurur duyuyorum. Anımsadığım bir anım var: Bir gün babam tutuklandı ve annem beni anneanneme götürdü. Askerler annemi almaya geldiler, ben avaz avaz ağlıyor ve bacağına sımsıkı sarılmış bırakmıyordum. Annem beni iterek uzaklaştırmak istedi. O korku duygusu, o itilme, istenmeme duygusu beni kahretti. Bunu güçlü olmak için yaptığını sonradan anlayabilecektim. Beni itti ve askerlere eteğinin altına pantolon giymek istediğini söyledi. Pantolonunu giydi. Öyle ayrıldık. Onu daha yakından tanımam ise yıllar sonra babamla mektuplaşmalarını okumamla oldu.  

Her ne kadar bu dünyadan göçmüş bile olsalar öyle bir ışık yaktılar ki etkisi tüm dünyada geniş yankı uyandırdı. Bu yüzden onlar ölmedi, aksine dünyadaki pek çok kadına da ilham kaynağı oldular. Bizi büyüten teyzem Dedé’nin de muazzam bir hikâye anlatıcılığı vardı, annemin ve teyzelerimin tüm yaşadıklarını coşkuyla, yorulmadan tüm detaylarıyla bize aktarırdı. Ayrıca gelecek yıl bir kitap yayınlanacak ‘A Life in Garden’ (Bahçede Geçen Bir Hayat) adı altında. Bu kitap Dedé’nin biyografi kitabı olarak geçerken, aslında kendisi üzerinden kız kardeşlerini ve onların tüm yaşamını okuyucuya aktarmış olacak.

 

Anneniz ve teyzeleriniz, Dominik ve Dominikliler için ne talep ediyordu?

Demokrasinin, kadın haklarının ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesi üzerineydi tüm talepleri. Onlar adil, özgür ve barış içinde yaşamayı düşleyerek, Dominikliler için bu düşün mücadelesini verdiler. Bu bir yandan da ilham yaratma isteğiydi. Belki o dönem bu ilham, talep sadece Dominik içindi ama bakıldığında dünya çapında bir farkındalık hareketinin fitilini ateşleyerek bu ilhamı yaratmış oldular. Dominik için yenilik ve güç oluşturma kapasiteleri vardı. Dolayısıyla Dominik halkına yeni ve farklı bir perspektiften bakabilme imkânı sundular. 

Minerva Mirabal’ın, binlerce kişinin katili diktatör Trujillo’ya attığı tokadı anlatır mısınız? 

Annem çok güzel, zeki ve dikkat çekici bir kadındı. Trujillo ona yakınlaşmaya çalıştı, asistanlarını ve emrindekileri örgütledi ve onlar annemi tiranla bir araya getirmenin koşullarını yaratmaya çalıştılar. Bunun üzerine bir parti organize ederek aileme bildirdiler, üstü kapalı bir şekilde annemi davet ettiler ve onun partiye gitmek zorunda olduğunu belirttiler. O zamanlar 23 yaşındaydı, bu cinsel yakınlaşma talebini reddetti ve bunu siyasi bir şekilde reddetti. Yani Trujillo’ya siyasi bir tutuklu olan sevgilisini (aslında bir arkadaşıydı) bir komünisti serbest bırakmasını istediğini söyledi. Trujillo tabi çok rahatsız oldu. 

Partiye katılanların anlattığına göre olay dans salonunda gerçekleşiyor. O sırada orada bulunan ailemden tanıklar annemin ona tokat attığını söylüyorlar. Attığı tokat onurlu bir tokattı ve politik bir anlamı vardı, sadece fiziksel değildi. Bir sonraki gün büyükannem ve büyükbabamla birlikte hapishaneye atıldılar. 

“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı. Kollarını kavuşturup oturmaksa çok üzücü” demişti anneniz. Siz ne zaman annenizin yolundan gitmeye, adalet ve eşitlik için mücadele etmeye başladınız? 

Ben kendimi bildim bileli annemin yolunda mücadele içindeydim, bu mücadele bana bu aileden miras kaldı. Daha annemin karnındayken annem tutuklandı. Ben 4 yaşındayken annemi ve teyzelerimi, 7 yaşındayken babamı kaybettim ve tüm bu yaşanılan durumlar beni demokrasi ve insan hakları yolunda mücadeleye sevk etti.

Siyasetçisiniz ve Demokratik Seçenek (Opcion Democratica) hareketini kurdunuz. Ülkenizdeki kadın-erkek eşitliği ve kadına yönelik şiddetle ilgili tabloyu anlatabilir misiniz? Sizce bu şiddet nasıl durdurulabilir?

Dominik Cumhuriyeti’nde kadın-erkek eşitliği konusunda halen yapılması gereken çok şey var. Elbette kat edilmiş bir yol var. Fakat bir örnek vermem gerekirse, Dominik Cumhuriyeti’nin parlamentosunda kadın milletvekillerinin sayısı hâlâ çok az. Mevzuatta pek çok değişiklik yapıldı ama önemli olan pratikte yapılan uygulamalardır. Ve her ülkede olduğu gibi coğrafyadan bağımsız olarak Dominik Cumhuriyeti’nde de her daim yapılması gereken iyileştirmeler var. İktidar sahiplerinin de insan hakları ve özgürlükler konusunda bütünsel olarak durumu ele alması, bu konuyla mücadele için eğitimin düzenlenmesi ve bir bütçe hazırlaması ve bu bütçenin sadece kadın ve erkek şeklinde ayrılmaması; insan hakları temelli ve ayrıca temsil edilmemiş olan tüm grupların haklarının dahil olacağı şekilde hazırlanması gerektiğini vurgulamak isterim.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü mesajıyla sohbetimizi tamamlayalım. Neler söylemek istersiniz? 

Bu mücadelede kadınlar birbirleriyle güç birliği yaparak hareket etmeliler. Sesimizin daha çok duyulmasını sağlayacak biçimde görünür olmak durumundayız ve ben sesimizin daha çok duyulacağına yürekten inanıyorum. Biz bunu daha önce başardık. Bu son dönemde dünyanın çeşitli bölgelerinde gerçekleştirilen özgürlük hareketlerinin, farklı noktalarda birbirinden kopuk olsalar da birleşerek amacımıza bizleri ulaştıracak yolda giderek güçleneceğine inanıyorum. İran’da olanlara da bir bakarsak, birkaç ay öncesinde bile böylesi birleşmiş bir gücü hayal dahi edemezken bugün bazı devrimsel adımlar atılabiliyor. Bizler bırakın cinsel şiddet ve hakların ihlali konusunu, kendimize ait olan hakları talep etme, dile getirme konusunda dahi suçlanıyoruz. Bunların mutlaka birileri tarafından söylenmesi gerekiyordu. Bu konuda asla bir adım dahi geri adım atmayacağız. Bıkmadan, yorulmadan, korkmadan mücadeleye devam edeceğiz. Sesimizi duyuracağımıza dair inancım tamdır.

Manşet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

SON HABERLER